Daralmıştı, hayatın kargaşasından. Derin bir iç çekti. Oturduğu ahşap zemin sanki kırılacak gibi gıcırdıyordu. Onunla oturduğu, sohbet ettiği bu yerde şimdi onu özlüyordu.O en sevdiği insanı, annesini, kaybettiğinden beri sanki başka şeyler de kaybolup gitmişti. Onun bir anda yok olup gidişi o kadar ağır geliyordu ki onun masum çehresinin eski fotoğraflarda öylece donuk halde kalmasına içi el vermiyordu. Sanki fotoğraflar anı ölümsüzleştirmekten ziyade yaşayanlar için de ,her baktıkça yara izlerini daha da derinleştiren, birer acı kaynağıydı. Zamanın dışında bir yerde sanki oluşmuş sonradan varlığı  unutulmuş; o eskimiş, büzüşmüş, kat izleri ile dolu, donmuş çehreler ve anılar…

Ve sanki geçmişi yok gibiydi bu adamın ya da var da hissetmiyormuş gibiydi. Tanıdığı, bildiği tüm insanların silikleştiğini gördükçe kendi de bir gün bu şekilde silikleşeceğinden korkuyordu. Yaşadığı anılar sanki birer masal gibiydi. Sevdiği o insanlar birer oyuncuydu sanki. Herkes kendisine verilen rolü tamamlayıp çekip gitmişti. İç dünyası o küf kokulu sessizlik içinde boşlukları yaratıyordu. İçi içini yiyor fakat tek kelime söyleyemiyordu ama haykırmak istediği o kadar çok şey vardı ki… İçinde bir yerlerde, kör kuyulara gizlenmiş duyguları, düşünceleri atamıyordu ve sanki olduğu yerde saplanıp kalmıştı. Herşeyden kaçmak ,uzaklaşmaktı niyeti ama onu da yapamıyordu.En nihayetinde bir şeyler hep zincir misali olaylara ve insanlara bağlanıyordu. Kaybetmekten korkar olmuştu; sahip olduğu ne varsa kaybetmek onu bu hayatta en çok acıtan şeydi belki de.

Nefes alamayacak kadar daralmıştı yine o gün. Böyle zamanlarda fotoğraf makinesini alıp atardı kendini dışarı. Gideceği yeri bilmeden bırakırdı kendini İstanbul’un kollarına. Akşam olmak üzereydi. Sahilde çektiği  fotoğraflar yeni anıları oluşturuyordu zihninde, birikmiş anıları, biriktirilmeyi bekleyen anıları…En sonunda da tükenmiş hayatları. Bir süre yürüdü tek başına sonra karşısına ilk çıkan camiye girdi sessizce. İçini tarifsiz bir his kaplamıştı. Müslümandı aslında, aslı İslamdı. Ama böyle iç gıdıklayıcı his veren, sanki insanı başka bir atmosfere çekip alan bu yerlere adımını nadiren atardı. İstemsizce gülümsedi. Tarihi caminin içi o kadar güzeldi ki kamerasınını her köşede gezdirdi. Osmanlıdan kalan bu güzel yapıtın her ayrıntısını sessizce inceledi. Sonra diz çöküp oturdu. Bir iki saate kadar içinde dolup taşan o karanlıklar sanki bir el yardımıyla silinip süpürülmüş gibiydi. İçinde bir huzur, tarifsiz bir haz vardı. En son buralara ibadete geldiği anı da hatırlıyordu. Daha bacak kadardı geldiğinde. Ama çocukluğun verdiği haylazlıklar onu orda da rahat bırakmamıştı. O anıdan tek hatırladığı; yaşlı amcaların kin ve öfke dolu bakışları ve bir elin kullaklarından tutup onu yukarı kaldırmasıydı. Oysaki ne kadar utanç verici ve ne kadar da saçmaydı. Daha küçüktü ,çocuktu o zamanlar. İşte, onu bu yerlerden soğutan o kare öylece kazınıp kalmıştı aklında.

O bunları düşünürken birden gözüne namaz kılan bir adam takıldı. Adamı büyülenmiş gibi izlemeye koyuldu. Tam secde esnasında da resmini çekmeyi unutmadı. Adamın teslimiyetli bir şekilde yaptığı bu secde onu o kadar etkilemişti ki. Yaratıcıyla kul arasındaki o derin çekimin aslında orda olduğunu farketti. Hissetmişti. Adam secde ediyor ve Allah’a daha da yaklaşıyordu. Nefesini tuttu, bu anı nefes alışlarıyla bile bozmak niyetinde değildi. İbadet bittikten sonra yaşlı adam selam verdi meleklerine. Onu hayranlıkla izleyen genç adama baktı bir müddet. Genç, ürpermişti hatta birazdan bu adamın kendisini tersleyeceği hissine kapıldı tıpkı çocukluğunda olduğu gibi. Ama yaşlı adam o yılların ve zamanın olgunlaştırdığı , sükûnete bürüdüğü, çizgilerle dolu yüzünü tek bir hareketle tebessüme çevirdi. Gencin içi daha da ferahlamıştı. Bulmuştu, bir yerde vardı huzur. Kaynağı ise çok yakındı, tek bir secde kadar yakın…

PAYLAŞ
Önceki İçerikTürbe Ziyaretlerinin Nedenleri, Amacı ve Psikososyal etkileri
Şuranur Zebunoğlu hakkında; Sonbaharın toprak kokulu, yağmurlu bir gününde Fatih'te doğdu. Çocukluğunu haylazlıklarıyla doyasıya yaşadı. Sanata ve edebiyata olan ilgisi küçük yaşlarda başladı. İlk okul ve lise öğrenimleri kolejlerde geçti. Daha sonra İstanbul Medeniyet Üniversitesi ,Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu. Yayınevlerinde staj yaptı. Hayatı anlamak ve anlamlandırmak için kelimelere tutundu. Çeşitli dergilere yazdı, öykü yarışmalarına katıldı. Editörlük üzerine eğitimler aldı. Resim alanında kendini geliştirdi , dokunduğu her şeye renk verdi. Kadrajına aldığı her kare onun ilham kaynağı oldu. İnsanları dil, din , ırk ayrımı yapmadan sevmesini bildi. Diksiyon ve drama eğitimi aldı. Wattpad yazarlığı yaptı. Şimdilerde ise içinde bulunduğu Halk Edebiyatı Dergisi'nde yazıları yayınlanmaktadır.

YORUM YAP

Yorumunuzu giriniz!
Lütfen adınızı buraya girin