Siyah İncim

0
80

 

 

Sesila, gözlerinin sadece beyazını gördüğüm o karanlıkta korku içinde bana bakıyordu. Yatağını kontrol ettim, tamamen ıslaktı. Daha yeni kalkmıştım ve uykuluydum. Uyku sersemliğinden çıkmak için elimi gözlerime götürüyordum ki küçük kız ani bir hareketle dirsekleriyle yüzünü örttü. Amacım sadece gözlerimi ovuşturmaktı fakat o bunu yanlış anlamış ona vuracağımı düşünmüştü. Nasıl yapabilirdim ki? Zavallı Sesila…

Onu banyoda yıkarken saat 02.00’ı gösteriyordu. Ara sıra bir şeyler mırıldanıyor fakat onu anlayamıyordum çünkü konuştuğu dil olan Fransızcayı hiç bilmiyordum… Yıkadıktan sonra temiz kıyafetlerini giydirdim sonra simsiyah saçlarını kuruladım ve ardından ördüm. Yatağını çoktan değiştirmiştim, ışığı kapatır kapatmaz yine o büyük dudakların kıpırdadığını gördüm. İçeri geçtiğimde uykum tamamen kaçmıştı. Salonda duran bilgisayarımın başına oturdum; bir şeyler yapmalıydım yoksa gerçekten çıldıracaktım. O sırada bir ses duydum mutfağa doğru başımı uzatıp baktığımda kızımı görmüştüm; su içiyordu.

Beni görünce yanıma geldi ve ‘’Yine mi yapmış?’’, diye sordu ben de başımla onayladım. Üzgünce suratıma baktı sonra masaya bıraktığı bardağı alıp odasına gitti. Neden yapıyordu, Niçin? Daha beş yaşındaydı… Sanırım artık teyzesiyle konuşmamın vakti gelmişti. Kadın yeğenini bana bırakıyor hatta bazen resmen unutuyordu. Sesila’ya Türkçe öğretmek istediğimi ve onu sevdiğimi biliyordu bu rahatlık biraz da bundan kaynaklanıyordu. Sabah olduğunda, Sesila ve ben randevu aldığım psikolog arkadaşıma gittik. Onun neden buraya geldiğimizi anlamaya çalıştığını görür gibi oldum çünkü tuhaf tuhaf etrafı süzüyor, elindeki oyuncak ayıyı göğsüne bastırıyordu. Tam kapıdan gireceğimiz esnada yanından hızla geçen motor onu ürkütmüş olacak ki hemen bacaklarıma sarıldı. Sonra çok kötü bir şey yapmış gibi aniden çekildi ve yine bir şeyler mırıldandı. Saçlarını okşadım ve dolgun yanaklarına öpücükler kondurdum bunun üzerine gözlerinin beyazı daha da açıldı. Büyük dudakları hafifçe yayıldı ve gülümsedi.

İçeri girdiğimizde elimden tutuyordu, içimde bu kıza karşı gerçekten büyük bir sevgi vardı. Lobiye geçtik ve beklemeye başladık, sekreter ismimi söyleyince yerimden kalktım ve Sesila’ya baktım şefkatle, tekrar elimi tutmuştu. Arkadaşım bizi karşıladığında Sesila’nın Türkçe bilmediğinden haberdardı. Güler yüzlülükle kızla konuşmaya başladı, anlaşılan Fransızcası fena sayılmazdı. Onlar konuşurken ben de çevreye göz atıyordum; burası doktor odasından ziyade çocuklar için kurulmuş bir oyun bahçesi gibiydi. Rengârenk ve ilgi çekici bir sürü şey… Telefonum çaldığında dışarı çıktım, Sesila orda olmadığımı fark edemezdi çünkü arkadaşımla beraber sohbeti baya koyulaştırmışlardı. Arayan annemdi ve bana neden o kızla bu kadar uğraştığımı soruyordu. Yaptığım şeyin saçmalıktan öte bir şey olmadığını vurguluyordu sürekli. Sinirle telefonu kapadım. Yaşını başını almış kocaman kadındım ve bunları neden bana sürekli söylüyordu anlamıyordum. Yüzüne telefonu kapatmam oldukça sert bir davranış olabilirdi ama ona bağırıp çağırmaktansa bunu yapmayı tercih ediyordum. Çünkü öfkeli anımda kendimi kontrol edemiyordum.

Neredeyse yarım saat olmuştu ve ben içeri girdiğimde çoktan konuşmanın bitmiş olduğunu gördüm. ‘’Gel, Haleciğim biraz seninle de konuşalım…’’ Sesila’yı oyun alanına yolladıktan sonra bana bütün hikâyeyi anlattırdı; başından sonuna dek. Annesinin daha iki sene önce öldüğünü, Türkiye’ye göçüp gelen bu ailenin sefil ve perişan bir hayat sürdüğünü, kıza teyzenin baktığını ve teyzesinin sürekli Sesila’yı bana bıraktığını, babasının da nerde olduğunu bilmediğimi söyledim. Yaramaz, yerinde duramayan ama bir o kadar da zeki bir kız olduğunu da ekledim. Ayrıca geceleri yaşanan problemleri de anlattım. Güliz, kaşlarını bir yay gibi kaldırıp indiriyor alnını sıvazlayıp duruyordu. Sakince bana ,’’Bak, Hale kızla konuştum. Teyzesi ona pek iyi davranmıyor sanırım hatta ara ara dövüyormuş. Eline ne geçerse, hatta size gelmeden önce hortumla dövmüş yavrucağızı.’’ Gözlerimi dehşetle Sesila’ya çevirdim fakat o sanki her şeyi unutmuşçasına kendini oyuncakların büyüsüne kaptırmıştı. ‘’Demek ki o morluklar ondandı…’’ dedim yutkunarak. Yaramazlık yaptığı için oradan buradan düşmüş olabileceğini düşünmüştüm hâlbuki. ‘’Peki, neden altını bu kadar ıslatıyor? Niçin?’’ Güliz kıza doğru çevirdi bakışlarını sonra gülümsedi;

’Aslında birçok sebebi var diyebiliriz.’’ dedi sonra ‘’Ah, bir kahve söyleyeyim.’’ diyerek sekreterini aradı aradan bir müddet sonra kahvelerimiz geldi ve Güliz tekrar söze başladı: ‘’Dediğim gibi pek çok etkisi olabilir. Biz buna Enürezis diyoruz, bu tekrarlayıcı nitelik taşıyan istem dışı altını ıslatmadır. Çocuklarda sık yetişkinlerde nadir görülür. Çocuklarda 3-5 yaşları arasındaki çocuklar için bu normaldir fakat çocukların gelişim dönemlerine baktığımızda, 2-3 yaşlarına kadar altlarını ıslatırlar. 2 yaşından sonra gündüz, 5 yaşına kadar da gece kontrolünün sağlanması gerekir. Eğer çocuk 5 yaşındaysa ve halen altını ıslatıyorsa, artık bu problemlere karşı bazı önemlerin alınma zamanı gelmiş demektir. Peki, neden ıslatıyorlar? Şu şekilde sıralayacak olursak;

1-Ateşli hastalıklar, böbrek ve idrar yolları enfeksiyonları.

2-Anne babaların çocukların tuvalet eğitimine çok erken yaşta başlamaları.

3-Tuvalet eğitimi verilirken çocuklara sert, baskıcı ve korkutucu şekilde davranılması.

4-Aile içinde var olan geçimsizlik, aile içi çatışmalar, anne ve babanın ayrılması.

5-Aileye yeni katılan kardeşe gösterilen aşırı ilgi ve sevgi nedeniyle meydana gelen gerileme davranışı.

6-Çocuğa karşı istenilen ilgi ve sevginin gösterilmemesi.

7-Genetik olarak diğer aile bireylerinde de bu rahatsızlığın olması.

8-Ailenin bulunan çevreden başka bir yere göç etmesi gibi çeşitli etkenler…

İşte bunlar çocukların altlarını ıslatmalarındaki sebeplerden bazılardır.’’

Güliz’i dinlerken uzaklara gitmiş olacağım ki beni dürtmesinden kendime gelebildim. ‘’İyi misin canım, ne oldu?’’ diye sordu. Bense sadece ‘’Onun için bir şey yapacağım.’’diyebildim. Ardından Sesila’yı da alıp çıktım. Onu evlatlık edinecektim ve kim ne derse desin hiçbir şey duymayacaktım. Onun sıcak bir yuvaya ve şefkate ihtiyacı vardı. Eşim ve kızım bu fikrime saygı gösterseler de annem daha da üstüme gelmeye başlamıştı. Manevi kızım hakkında sürekli ‘zenci’ kelimesini kullanması beni oldukça geriyordu.

Aradan iki hafta geçer geçmez avukatımı tutup her şeyi ayarlamıştım. Teyzesinin de yaptıkları ortaya çıkınca devlet bu çocuğu kendi himayesine almıştı. Bu sefer ben de onu kendi himayeme alacaktım ve bunu yapmaktan da oldukça mutluydum çünkü o benim manevi kızımdı, o benim en değerlimdi, o benim Siyah İncimdi…

 

 

 

 

 

 

 

 

PAYLAŞ
Önceki İçerikBARTLETT VE ZİHİNDE YENİDEN İNŞA
Sonraki İçerikPsikanalizin Temelindeki Kadın; Anna O.
Şuranur Zebunoğlu hakkında; Sonbaharın toprak kokulu, yağmurlu bir gününde Fatih'te doğdu. Çocukluğunu haylazlıklarıyla doyasıya yaşadı. Sanata ve edebiyata olan ilgisi küçük yaşlarda başladı. İlk okul ve lise öğrenimleri kolejlerde geçti. Daha sonra İstanbul Medeniyet Üniversitesi ,Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu. Yayınevlerinde staj yaptı. Hayatı anlamak ve anlamlandırmak için kelimelere tutundu. Çeşitli dergilere yazdı, öykü yarışmalarına katıldı. Editörlük üzerine eğitimler aldı. Resim alanında kendini geliştirdi , dokunduğu her şeye renk verdi. Kadrajına aldığı her kare onun ilham kaynağı oldu. İnsanları dil, din , ırk ayrımı yapmadan sevmesini bildi. Diksiyon ve drama eğitimi aldı. Wattpad yazarlığı yaptı. Şimdilerde ise içinde bulunduğu Halk Edebiyatı Dergisi'nde yazıları yayınlanmaktadır.

YORUM YAP

Yorumunuzu giriniz!
Lütfen adınızı buraya girin