Şair Dediğimiz

0
43

Şair, bir betona bakıp ne düşleyebilir? Ya da bakıp toprağa? Neyi anlatmak ister? Ne için kelimeleri yan yana getirip bir ruh yaratır onlardan, derinlere akan… Nasıl bir varlık ki bu şair, onları hayal gücünün derinliğinde farklı farklı renklere boğar, fırça darbeleriyle okşar. Hangileri daha sık diline dolanır? Hangilerini daha çok sever? Şairlikte kelimeler, onlar değerli taşlar… Onlarla yatıp onlarla kalkar, üstü başı hep bu yüzden kelime kokar. Karanlıkta kaldığında tek tek harflere bakıp ışıklı bir asfalt düşler ya da kurak toprakların yeşilliğini hayal eder. Karanlığı aydınlığa çevirmektir tek amacı.

Herkes gibi düşünemez şair, hayata hep farklı yönden bakar. Onun bu yönü aslında kendi ruhunda yapmış olduğu bir yola benzer. Yolun tek sahibidir, tek imarı, ondan başkası bilemez nereye gittiğini bu yolun. Orhan Veli’yi okurken her yöne sapıyorum mesela bazen kayboluyorum girintili çıkıntılı satır aralarında ama o yolun nereye varacağını biliyor, hangi hislere dokunacağını… Sonra Yahya Kemal’i düşünüyorum kelimeler İstanbul kokuyor bir anda. Yüce şairin bu şehre olan aşkını hayal ediyorum o an. Bir şehre dahi dokunurken ne kadar kibar ve nazik Yahya Kemal. Oysa İstanbul, hep kötü vasıflarla anılmış, sanki kirletilmiş onca insanın ahını almış gibi. Onu kelimeleriyle giydiren, süsleyen bu şair aslında İstanbul’un alnını öperek silmişti bu kara lekeyi. Onu yücelterek gerçek değerini vermişti ona, şiirleriyle açtığı gökyüzü renkli kapısında. Şairler bu şekilde içlerindeki yollara davet ederler okurlarını. Uzun yolculuk başlar o vakit şiir âleminde.

Bu yolda okuyuculara ise; ya kaybolmak düşüyor ya da tamamen bulmak kendini… Her şair farklıdır, hepsinin yolu ayrı patikalardan… Kimi dolandırır cümleler ormanında bizi kimi şeffaf kelimelerini bırakır ruhumuzdan içeri. Ruh haletinin aynaya yansıması gibi, o aynada kendimizi görmek ister gibi… Şiirleri okurken onları sahiplenir, aynı duyguları yaşamak isteriz. Işıltılı asfaltın en parlak çizgisinde oturur, şairin melodisine kulak vermeye çalışır kelimelerin kokusunu ayırt ederiz. Ta ki gelip silueti ve omzumuza dokununcaya kadar eli şairin, onun dünyasında yaşamaya devam ederiz.

 

 

 

 

PAYLAŞ
Önceki İçerikSineklerin Tanrısı- Film İncelemesi
Sonraki İçerikVÜCUDUNUZA MERHABA DEYİN, ÇÜNKÜ HİÇ TANIMIYORSUNUZ
Şuranur Zebunoğlu hakkında; Sonbaharın toprak kokulu, yağmurlu bir gününde Fatih'te doğdu. Çocukluğunu haylazlıklarıyla doyasıya yaşadı. Sanata ve edebiyata olan ilgisi küçük yaşlarda başladı. İlk okul ve lise öğrenimleri kolejlerde geçti. Daha sonra İstanbul Medeniyet Üniversitesi ,Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu. Yayınevlerinde staj yaptı. Hayatı anlamak ve anlamlandırmak için kelimelere tutundu. Çeşitli dergilere yazdı, öykü yarışmalarına katıldı. Editörlük üzerine eğitimler aldı. Resim alanında kendini geliştirdi , dokunduğu her şeye renk verdi. Kadrajına aldığı her kare onun ilham kaynağı oldu. İnsanları dil, din , ırk ayrımı yapmadan sevmesini bildi. Diksiyon ve drama eğitimi aldı. Wattpad yazarlığı yaptı. Şimdilerde ise içinde bulunduğu Halk Edebiyatı Dergisi'nde yazıları yayınlanmaktadır.

YORUM YAP

Yorumunuzu giriniz!
Lütfen adınızı buraya girin