Psikodinamik Psikoterapi
Özet
Klinik psikoloji ve psikoterapi, psikoloji biliminin önemli bir uygulama alanıdır. Ruh sağlığı sorunu yaşayan bireyler; psikoterapi tedavisini, hastalığın nüks ihtimalinin düşük olması ve yan etkisinin olmaması nedeniyle talep edebilmektedirler. Ayrıca, ilaçla tedavi ile birlikte ya da devamında psikoterapinin önemli bir destek tedavi sunması ve duygu, düşünce, anlayış ve karakteristik özelliklerde değişim sağlayarak duygusal sıkıntının sağaltımında önemli rolünün oluşu, psikoterapi sürecine odaklanma ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır.
Konuşma terapilerinin geçmişi çok eskiye dayanmasına karşın ilk olarak bir kişinin psikolojik rahatsızlığının tedavisi için kullanılmasıyla psikanalizin kurucusu Sigmund Freud tarafından metodolojik olarak tanımlanmıştır.
Son elli yıl içinde terapi ekollerinde hızlı bir artış söz konusu olmuştur. Psikodinamik psikoterapi çatısı altında önemli terapi ekolleri uluslararası sahada uygulanmaktadır ve yapılan önemli meta-analizlerde terapilerin tedavide önemli başarılar sağladığı kanıtlanmıştır. Bu terapi okulları, yazının devamında göreceğimiz gibi klasik psikanalitik kuramdan kaynak aldığı gibi ilişkisel ve post modern yöntemleri de içerebilmektedir. Görüldüğü gibi oldukça canlı terapi uygulama alanlarını içeren psikodinamik psikoterapinin ülkemizde yurt dışında olduğu kadar klinik uygulamalarda yaygın olmadığı söylenebilir. Bu alanda yapılacak çalışmaların psikoterapi alanında çalışacak psikoloji öğrencilerine, alanda hizmet veren terapistlere ve terapi alanında hizmet ve eğitim veren kurumlara fayda sağlayacağı umulmaktadır.
Bu çalışmada, psikodinamik psikoterapiler; tarihçesi, teorisi, temel kavramları, terapi kuramları ve uygulamaları, terapilerin ortak özellikleri, uluslararası/ulusal örgütleri bağlamında incelenmiştir.
Anahtar Kelimeler: Psikodinamik Psikoterapi, Nesne İlişkileri, Kendilik, Ego Psikolojisi, Kısa süreli Psikoterapi, İlişkisel Psikoterapi, Alfred Adler, Analitik
Abstract
Clinical psychology and psychotherapy are an important field of application of psychology. Individuals who have a mental health problem; Psychotherapy treatment because of the low probability of recurrence of the disease and the absence of side effects. In addition, the importance of psychotherapy as an important supportive therapy in conjunction with or continuation of medication and the important role of psychotherapy in the treatment of emotional distress suggests the need to focus on the psychotherapy process.
Psychoanalysis founder Sigmund Freud defined the methodology as the use of speech therapies for the treatment of a person’s psychological distress, although the history is based on very old.
In the last fifty years there has been a rapid increase in the therapy schools. Under the framework of Psychodynamic Psychotherapy, important therapeutic associations are being implemented on the international scene and it has been proven that therapies provide important success in therapy in important meta-analyzes. These therapy schools, as we will see later in the article, can also include relational and postmodern methods as well as sources from classical psychoanalytic theory. As you can see, it can be said that psychodynamic psychotherapies, which include very vivid therapy application areas, are not so common in the country as abroad. It is hoped that this field work will benefit psychology students working in the field of psychotherapy, therapists serving the field, and services and training institutions in the field of therapy.
In this study, Psychodynamic Psychotherapies; History, theory, basic concepts, theories and practices of therapies, common features of therapies, international/national organizations.
Key words: Psychodynamic Psychotherapy, Object Relations, Self, Ego Psychology, Short-term Psychotherapy, Relational Psychotherapy, Alfred Adler, Analytical
Giriş

Hangi kültürde ve hangi tarihsel dönemde olursa olsun insanlar, başkalarına yardım amacı ile teselli, yol gösterme, nasihat ve tavsiye biçiminde ilk elden psikolojik araçları kullanabilmektedir. Psikoterapi bu araçlardan iki temel özelliği ile farklılık gösterir. Birincisi psikoterapi uygulayanlar, bu etkinliği yürütmek için özel bir eğitim görürler. Terapist hastalarının ait olduğu toplum tarafından meşru bir otorite olarak kabul görmüştür. Bir meslek mensubu olarak yetkili mercilerden onay almıştır. Terapi, hastanın yaşadığı sıkıntıların ve sorunların kaynağını açıklayan bilimsel bir kuram tarafından desteklenmektedir. Terapi yöntem ve tekniklerine yönelik yetkinlik gerek teorik çerçeve gerekse süpervizör programlarıyla özel ve meşru bir eğitim sonunda kazanılabilmektedir.
Psikoterapi, en genel olarak başka birinin psikolojik sorunlarını, psikolojik araçlarla dindirme, giderme sanatı olarak tanımlanabilir (Güleç, 2013).Biraz daha geniş açıdan tanımlarsak: İnsanların algı ve anlayışlarını, duygularını, tutum ve davranışlarını ve/veya karakteristik özelliklerini kendi istedikleri yönde değiştirmelerine, yaşadıkları psikolojik sıkıntıların sağaltımına yardımcı olmak amacıyla, yerleşik psikolojik ilkelerden türetilmiş klinik yöntemlerin ve kişiler arası tutumların bilgilendirilmiş ve maksada yönelik şekilde uygulanmasıdır (Prochaska & Norcross, 2010, Çev.Ed. Özakkaş, 2014).
Bugün hastanın düşünce ve duygularının içten bir şekilde tartışılmasını içeren bir tedavi olarak tanımlanabilecek psikoterapinin kurucusu Freud’dur. Psikoterapi her yiğidin harcı gibi görünürken Freud ile birlikte bilim ve bilim metodu halini almıştır. Nevrozların ve bedeni hastalıkların psişik komplikasyonlarının daha derinden anlaşılmasıyla tedavinin özü de önemli derecede değişmiş ve detaylanmıştır.
Pek çok kuramcı Freudyen psikanalizde değişiklikler yapılması gerektiğini savunmuşlardır. Örneğin Jung (1971), Freud’un teorilerinin derinlere kök salmış belli başlı peşin hükümlerle karşılaştığı gerçeğinden ve bakış açısının sadece idealist görüşleri incitmekle kalmayıp insan ruhunun cevherine de uymadığından söz eder (Jung, 1971’den Çev. Türk, 2015). Yine Alfred Adler çocuk cinselliği ve davranışların belirlenmesinde bilinçdışının rolü gibi Freud’un vurguladığı konulara önem vermemiştir. Psikodinamik terapilerin ortaya çıkışı psikanalizde değişiklikler ile olmuştur. Psikodinamik terapi biçimleri hakkında düşünürken kullanılabilecek en yararlı yol, onları psikanalize benzerliklerine göre bir çizgi üzerinde sınıflandırmaktır. Buna göre bir uçta psikanalitik yönelimli terapiler yer alır. Diğer uçta ise psikodinamik terapinin ilişkisel ve postmodern biçimleri yer alır. Bunların arasında ego psikolojisine, self psikolojisine ve kişilerarası psikolojiye dayalı terapiler bulunur.
Psikodinamik psikoterapilerin tarihi gelişimine, teorisine ve temel kavramlarına değindikten sonra sırasıyla söz edilen terapi biçimlerine yer vermeye çalışacağız.
Tarihçesi, Teorisi ve Temel Kavramları
Psikodinamik psikoterapiler psikanalitik kuram kaynaklıdır. Psikanalizle bazı temel varsayımları paylaşan fakat bazılarını da önemli ölçüde değiştiren terapilere psikodinamik terapiler denir. Temel görüşleri ve kuramsal ilkeleri Freud’un geliştirdiği psikanalizin temel ilkelerine dayanmaktadır (Kramer, Bernstein & Phares, Çev. Ed. Dağ, 2014).
Psikanalizin zamanla geliştikçe amaçları doğrultusunda kuramsal üstyapısı karmaşıklaşmış ve tedaviler uzun seanslara varmıştır. Freud bunların hiç bitmeyeceğini düşünecek denli karamsarlığa kapılmıştır (Güleç, 2013). Psikanalistlerden pek çoğu bu eğilimin farkında olmalarına rağmen, sistem açısından klasik analizi kısaltmak için değişikler araştırıp “aktif analiz” diye isimlendirdiği bir tekniği 1918’lerde uygulamaya başlayan ilk kişi Sandor Ferenczi olmuştur. Ferenczi böyle yapmakla yalnızca Freud’un yolunu izlediğini iddia etmiş ve buna kanıt olarak da Freud’un 1918 Budapeşte Uluslararası Psikanaliz Kongresinde sunduğu bir yazıyı göstermiştir. Freud bu kongrede, bazı fobik ve saplantı nevrozlarını tedavi edebilmek için hastalarını korku ve saplantılarından kaçmak yerine onlarla yüzleşmeye, onların üstüne üstüne gitmeye teşvik ettiğini ve bununda bir tedavi tekniği olabileceğini ileri sürmüştür.
Aynı yıllarda yine ünlü bir psikanalist olan Otto Rank da benzer sorunlarla ilgilenmiş, analitik kuram ve bilgiler genişledikçe analizlerin uzamasından yakınmıştır. Psikanalizin Gelişmesi adlı kitaplarında Rank ve Ferenczi, psikanalizin ilk yıllarında ki parlak tedavilerin birkaç gün ya da haftada gerçekleştiğini belirtmişlerdir. Uzayan psikanalitik çalışmalardan elde edilen bilgilerin, psikanalizde kuramsal ve psikolojik bilgiyi artırdığını ama bu uğurda gerçek tedavi görevini bir yana bırakmanın ve hastayı unutmanın bir yanılgı olduğunu, büyük bir cesaretle psikanalistlere duyurmuşlardır. Rank geçmişle aşırı uğraşmayı eleştirmiş, şimdi ve burada yaşanan analitik durum ve aktarım süreçlerine önem vermek gerektiğini vurgulamıştır.
Ferenczi ve Rank’ın katkılarından 20 yıl sonra Alexander ve French psikanalitik terapi üzerinde önemli ve yoğun içerikli bir kitap yayımlamışlardır. Kitapları yedi yıllık kısa psikoterapi uygulamalarının verilerini içeriyordu. Araştırmayı yöneten Alexander, uzun yıllar süren psikoanalitik tedavinin uzunluğu ve yoğunluğu ile tedavideki başarının derecesi arasındaki uyumsuzluk gözlemiştir. Çalışmalarından sonra en önemli ilkenin esneklik olduğu görülmüştür. Bu, nevrotiklerle çalışan klasik psikanalistler için büyük bir devrim demekti. Alexander, diğer bütün tıbbi tedavilerde olduğu gibi terapistin uygulayacağı psikoterapi tekniğini hastanın ihtiyaçlarına göre seçmesi gerektiğini önemle vurgulamıştır. Ona göre, yalnızca her vakanın kendi kişiliği, rahatsızlığının yapısı ve cinsi uygulanacak psikoterapi tekniğini belirlemelidir.
Analiz sırasında hastayı erken çocukluk dönmelerinin anılarına ve bunlara eşlik eden duygusal boşalmalara sürüklemenin (regresyon) tedavi edici değerinden kuşku duymuş ve genel bir ilke olarak tüm psikoterapilerde tedavinin başından itibaren regressif eğilimleri (çocukluğa ilişkin düşünce ve duygular) kontrol etmeye çalışmanın yararlı olacağını ileri sürmüştür.
Ferenczi ve Rank gibi Alexander’da hastanın terapistle olan duygusal yaşantısına büyük önem vermiş özellikle düzeltici duygusal yaşantı, yani hastanın duygusal deneyimlerindeki aktarım ilişkilerini daha uygun ortamda yeniden açığa vurmasının üzerinde önemle durmuştur. Tedavide anlam durumunun tam olması için terapist uygun ve yeterli düzeltici duygusal deneyimi sağlaması gerekir. Bu nedenle, terapistin tepkilerinin bu dinamik içgörü temeline göre düzenlenmesi zorunludur.
Alexander diğer modern psikanalistlerden daha fazla olarak psikanalizin ilkelerinin, dinamik psikoterapiler için kullanılmasına yol açmıştır. Üretken çalışmalarının sonucu olarak 2. Dünya Savaşı’ndan sonra sayıları giderek artan psikanalistler, Alexander’ın katkıları sayesinde daha esnek çalışmaya başlamışlardır. Psikoanalitik yönelimli psikoterapistler, geleneksel haftada 4-5 kez görüşme yerine daha seyrek görüşmeye, hastayı divanda yatırmak yerine yüz yüze görüşmeye, klasik modeldeki terapistin pasif kalma konumundan çıkarak daha aktif durumda hastayla canlı bir iletişim içine girmeye başlamışlardır (Güleç, 2013).
Psikodinamik terapiler klasik psikanalizden yukarıda belirtilen değişikler ile başlamıştır. Günümüz psikodinamik yönelimli klinisyenlerin çoğu, tedavilerini temelde psikanalize dayalı olmasına rağmen, psikanalizden bazı alanlarda farklılaşarak uygular:
– Cinsel ve saldırgan id dürtülerini daha az vurgularlar,
– Egonun uyumsal işlevlerine daha fazla ilgi gösterirler,
– Yakın ilişkilerin rolüyle daha fazla ilgilenirler,
– Terapistler, ne ölçüde analiz ve yorumlama yapacakları ya da empati ve duygusal destek gösterecekleri konusunda esneklik gösterirler.
Psikodinamik psikoterapilerin, psikanalizden değişimler ile başladığını ifade etmiştik. Bu değişimler; küçük değişimlerden belli temel ilkeleri tümden reddetmeye kadar farklı oranlardaki değişikliklere kadar uzanabilmektedir Bu bağlamda psikodinamik psikoterapi kuramcı ve uygulamalarında çeşitlilik ortaya çıkmıştır. Belli başlı olanları aşağıdaki tabloda verilmiştir:
Tablo-1: Psikodinamik Psikoterapi Kuram ve Uygulamaları Tablosu
Freudyen Psikanalize İlk Alternatifler
Yaklaşım
Kuramcı
Önem Verilen Konular
İstenç Terapisi
Otto Rank
Teknik beceriden çok terapistin insancıllığı
Psikanalitik Yönelimli Psikoterapi
Franz Alexander
Terapi süresi ve tekniğinin danışana göre seçimi, esneklik
Bireysel Psikoloji
Alfred Adler
Aşağılık Duygularla başa çıkma çabası; sosyal güdüler ve sosyal davranışın önemi
Analitik Psikoloji
Carl Yung
Kişilikte karşıtlıkların uzlaşması, içe dönüklük ve dışa dönüklük kişilik yönelimleri, kişisel ve kollektif bilinçdışı
Daha Yakın Zamandaki Psikodinamik Alternatifler
Yaklaşım
Kuramcı
Önem Verilen Konular
Ego Psikolojisi
Ann Freud, Heinz Hartman, David Rapaport
Uyumsal ego işlevlerine, kimlik ve yakın ilişkilerin kurulmasına odaklanma
Nesne İlişkileri Kuramı
Melanie Klein, Otto Kernberg, David Winnicott, W.R.D. Fairbairn
Erken bağlanmalardan gelen kişilerarası ilişkilerin zihinsel temsillerinin değiştirilmesi
Kendilik Psikolojisi
Heinz Kohut
Nesne ilişkileri kuramıyla yakın ilişkilidir fakat özerk kendiliğin gelişmesini vurgular
Kişilerarası İlişkiler Okulu
Harry Stack Sullivan, Clara Thompson
Bozukluğun ve tedavinin kişilerarası bağlamları
İlişkisel ve postmodern yaklaşımlar
Steven Mitchell, Robert Stolorow, George Atwood
Bakım verenle ilişkilere güçlü bir vurgu ve danışanla terapist arasında ortaklaşa yaratılan özneler arası alanın keşfi
Kısa süreli psikodinamik yaklaşımlar
Wilhelm Stekel, Hans Strupp
Geçmişin yorumlanması yerine, baş etme stratejilerinin vurgulanması
Kaynak: Kramer, Bernstein & Phares, Çev. Ed., Dağ, 2014 kaynağından uyarlanmıştır.
Psikanalitik yönelimli terapilere daha önce değinmiştik, şimdi sırasıyla Alfred Adler’in Bireysel Psikolojisi, Ego Psikolojisi, Nesne İlişkileri ve Kendilik Psikolojisi, İlişkisel Psikodinamik Psikoterapi, Kısa süreli Psikodinamik Psikoterapi yaklaşımlarına değinelim.
Alfred Adler’in Bireysel Psikolojisi
Alfred Adler, güncel klinik ve danışma uygulamalarıyla oldukça ilintili olduğu kanıtlanan bir kuram ve psikoloji/psikoterapi stratejisi geliştirmiştir. Adler’in çıkardığı sistem olan Bireysel Psikoloji (Individual Psychology) kavramı Latince bölünemez anlamına gelen ve Adlerci Psikoterapi’nin üzerinde şekillendiği bütüncül bakış açısını vurgulayan individuum kelimesinden gelmektedir. Bilinç ve bilinçdışı, beden ve zihin ya da yaklaşma ve kaçınma öznel deneyimlerdir. Söz konusu kavramlardan her biri birleştirilmiş ve birbirleriyle ilişkili bir sistemin parçasıdır. Bireylerin, kalıtım ve çevre tarafından etkilenmesine rağmen, bireysel olarak belirlenmiş ve taraflı özalgılara göre yapılmış seçimlerin son analizleri olan bir takım hedeflere doğru bir hareket halinde oldukları düşünülmektedir. Kişinin kendisi, diğer insanlar ve dünya ile alakalı olan bu taraflı özalgılar; hedefe doğru hareketi düzenleyen ve yöneten, kendisiyle tutarlı bilişsel ve tutumsal bir bütün oluşturur ve Adlerciler tarafından yaşam stili olarak adlandırılır (Wedding & Corsini, 2012 den Çev. Özen, 2013)
Adler, Freud’un ilk takipçilerindendi. Ancak Adler, içgüdüler, çocuk cinselliği ve davranışların belirlenmesinde bilinçdışının rolü gibi Freud’un vurguladığı konulara önem vermemiştir. Onun tedavi yöntemi uyumsal olmayan yaşam stilini keşfetmeye ve değiştirmeye odaklanır. Danışan ve terapist birbirine benzeyen sandalyelerde yüz yüze oturur. Terapiste yönelik ifade edilen duygular ve tepkiler (aktarım), bilinç dışı çocukluk çatışmalarının bir yansıması olarak değil, danışanın alışkanlık haline getirdiği insanlarla ilişki kurma biçimi olarak yorumlanır. Direnç ise danışanın hoşlanmadığı malzemeden nasıl kaçındığının bir örneği olarak görülür. Rüyalar sembolik biçimde isteklerin yerine getirilmesi olarak değil, danışanın gelecekteki problemlerle nasıl baş edeceğinin bir provası olarak görürler. Adlerci terapistler danışana değişim için öneride bulunmayı ve teşvik etmeyi kullanırlar. Ayrıca hastaların yaşam stillerinin farkına varmalarına ve değişimi başlatmalarına yardımcı olmak için model alma, ev ödevi yapma ve diğer yöntemleri kullanırlar. Bu yöntemlerin çoğu davranışçı ve insancıl terapilerde kullanılan yöntemlere benzerdir (Kramer Vd., Çev. Ed. Dağ, 2014).
Rudolf Dreikurs, Adlerci Psikoterapi’nin dört süreçten oluştuğunu belirtir: 1) İlişki kurmak, 2) Danışanın yaşam stilini derinlemesine incelemek, 3) Bu konuda danışana tercümanlık etmek, 4) Danışanın toplum yanlısı fikirlere sahip olmasını sağlamak ve uyumlu/ortak bir tavra/davranışa sahip olması için danışana yardımcı olmak. Bu uygulamalar bulgusal olarak değerlidir ancak klinik uygulamada bir basamak ya da evre olarak düşünülmemelidir. Durumun yorumlanması, sürecin her aşamasında gerçekleşebilir. Olumlu bir ilişkinin kurulması ve sürdürülmesi ise sürekli bir çaba gerektirir (Wedding & Corsini, 2012 den Çev. Özen, 2013).
Ego Psikolojisi
Psikanalitik yönelimli terapistler temelde Freud’un yöntemlerinde düzenlemeler yaparken ego analistleri olarak bilinen başka bir grup, onun bazı temel prensiplerine meydan okumuştur. Örneğin Freud’un davranışların ve davranış bozukluklarının temelinde cinsel ve saldırgan dürtülerin olduğu yolundaki görüşlerini sığ bulurlar. Davranışın büyük oranda ego tarafından belirlendiğini ve egonun işlevinin sadece id dürtüleriyle savaşmak ya da çatışmalara hakemlik yapmak olmadığını, aynı zamanda öğrenme ve yaratıcılığı geliştirmek olduğunu söylerler (Kramer Vd., Çev. Ed. Dağ, 2014).
Klasik psikanaliz öncelikli olarak kişilik psikolojisine dayanır. İçgüdüler ve bu içgüdüler üzerine yaşanan çelişkiler kişiliği ve psikopatolojiyi harekete geçiren ana unsurlar olarak görülür. Kişilik psikolojisi bazı analistler için tercih edilen teori olmaya devam etmektedir. Kişilik psikolojisi egonun bütün enerjisini kişilikten aldığını varsayarken, ego analistleri ise, hafıza, algılama, motor koordinasyonu gibi egoyu kişilikten ayıran enerjiye sahip olan ve doğuştan gelen ego süreçlerinin var olduğunu kabul eder. Kişilik psikolojisi, egonun sadece içgüdüler ile toplumsal kurallar arasındaki süregelen çatışmayı dengeleyen bir savunma aracı olduğunu var sayarken, ego psikolojisi egonun çatışma içermeyen parçalar içerdiğini kabul eder. Heinz Hartman ve diğer ego psikologlarına göre, kişilikten tamamen bağımsız çalışan ve ismi bağımsız ego olan bir ego vardır. Bu ego, insanın, çevresinin gerçekliği ve üstünlüğüne adapte olmasını içerir (Prochaska & Norcross, 2010, Çev.Ed. Özakkaş, 2014).
Ego-analitik teknikler, terapistin erken çocukluk deneyimlerinin çözümlenmesine daha az ve şu anki sorunların çözümlenmesine daha fazla odaklanması bakımından klasik analitik tekniklerden farklılaşırlar. Terapistler danışanın ego gücünü değerlendirmeye ve desteklemeye çalışırlar. Ego gücü gerçekliği test etmeyi, dürtü kontrolünü, yargılamayı ve daha olgun savunma mekanizmalarını kullanmayı içerir. Ego psikolojisinde de terapötik ilişki önemlidir. Fakat ilişki, çarpık aktarımlardan çok, destekleyici ve güven verici işlevi nedeniyle önemlidir (Kramer Vd., Çev. Ed. Dağ, 2014).
Nesne İlişkileri ve Kendilik Psikolojisi
Otto Kernberg ve Heinz Kohut’un yanı sıra W.R.D. Fairbairn, Donald Winnicott, Melanie Klein ve Margaret Mahler gibi isimleri içeren bir grup İngiliz analistin ortaya çıkardığı bir hareket olan nesne ilişkileri kuramı psikodinamik düşüncede ilişkinin özelliklede erken dönem ilişkinin rolünü genişletmiştir. Nesne ilişkileri kuramı ve ona dayalı terapisi, çok erken yaşlarda bebek ve bakım veren arasındaki etkileşimle şekillenen kişilerarası ilişkinin doğasına odaklanır. Bu ilişkilerdeki aksaklıkların sonraki yaşamda derin sonuçlar doğurabileceği düşünülür (Kramer Vd., Çev. Ed. Dağ, 2014).
Nesne ilişkileri kuramcıları çocuk ebeveyn ilişkisi içindeki kimlik güçlerinin önemi konusunda bir şekilde farklılık gösterirler. Otto Kernberg nesne ilişkilerinin bir bölümünün enerjisini saf içgüdülerden, özellikle saldırganlıktan sağladığı görüşünde iken, Heinz Kohut, erken yaşlardaki ilişkilerde yaşanan kimlik dürtülerinin önemsiz olduğunu düşünmüştür. Çocukların doğuştan aydınlatılması ve giderilmesi gereken ihtiyaçları olduğunu varsaymıştır. Bu ihtiyaçlar açık bir şekilde bir nesne olarak görev alabilecek diğer insanları gerektirir. Bu nesneler, kişiliğin gelişiminde etkilidir ve kişilik bu nesneleri tanımlayarak, gelecekteki gelişimi için örnek alır (Prochaska & Norcross, 2010, Çev.Ed. Özakkaş, 2014).
Nesne ilişkileri kuramcıları terapötik ilişkiyi analiz edilmesi gereken aktarımlar olarak değil, bebekliğinde eksik olan doyumu, yakın bir ilişkide sağlaması için danışanın ikinci bir şansı olarak görürler. Zarar gören benlikleri egonun desteklemesi, kabul etmesi ve psikolojik olarak tutmasını vurgulaması nedeniyle nesne ilişkileri terapisi en popüler yaklaşımlardan biri olmuştur. Terapötik ilişkide dostane ve doğal insani duruşa olanak veren bir yaklaşımdır (Kramer Vd., Çev. Ed. Dağ, 2014).
Kohut’un kendilik psikolojisi daha çok kendiliğe odaklanır. İdeal kimlik, özsaygı ve özgüven tarafından karakterize edilmiş bağımsız kişiliktir. Bu kişiliğe sahip bir insan, diğerlerine aşırı derecede bağımlı değildir ve aynı zamanda ailesinin de bir kopyası değildir (Prochaska & Norcross, 2010, Çev.Ed. Özakkaş, 2014).
İlişkisel Psikodinamik Psikoterapi
İlişkisel psikodinamik yaklaşımlar, geleneksel psikanalizden, ego psikolojisinden, nesne ilişkileri kuramından, kendilik psikolojisinden, Sullivan’ın kişilerarası terapisinden ve insancıl, birey-merkezli ve fenomenolojik yaklaşımlardan ögeler içeren bir grup kuramdır. Bu kuram, bakım verenle ilişkilerin önemini vurgular. İlişkilerin nesnel ve öznel boyutuna dikkat çekerler. Kuram ve uygulamada özellikle öznel boyutu önemli rol oynar. Freud’un iç ruhsal yaklaşımın tersine, ilişkisel kuramcılar güçlü bir ilişkisel yaklaşımı benimserler. Kişilerarası bakış açısının babası Harry Stack Sullivan, ilişkisel yaklaşımların gelişiminde önemli rol oynamıştır. Sullivan, danışanın kendisine özgü biliş ve davranışlarının başarılı bir yaşam sürmesine nasıl engel olduğunu ortaya koymak için terapistlerin danışanın şimdiki ve geçmişteki kişilerarası ilişkilerini incelemeleri gerektiğine inanmıştır. Bununla birlikte danışan ve terapistin her ikisi de kendi öznel bakış açısından değerlendirme yaptığı için, ilişkisel psikodinamik kuramcılar hiçbir algının nesnel geçerliğinin olamayacağına inanırlar fakat yine de birlikte inşa edilmiş görüşleri son derece anlamlı görürler. Bu nedenle ilişkisel psikodinamik terapistler, danışan ve terapist arasında gelişen ortak kavramsal ve kişilerarası anlayışı, kendi başına analize değer psikolojik sistem olarak görürler. Bu nedenle ilişkisel psikodinamik terapiler bazen iki kişi kuramları olarak da adlandırılır (Kramer Vd., Çev. Ed. Dağ, 2014).
Kısa Süreli Psikodinamik Psikoterapi
Freud’un ilk tedavilerinin bir kısmı kısa olmasına rağmen, yakın zamana kadar çok az insan, psikodinamik yaklaşımla kısa süreli tedavi ile ilgilenmiştir. Kısa süreli dinamik psikoterapiler, tipik olarak 24 ya da daha az seans ile ulaşılabilen hedeflere yönelik faydacı kuramlardır. Terapistler erken dönem ilişkileri çözümlemeye yardımcı olmaktan ya da kişiliği yeniden yapılandırmaktan ziyade, danışanın şu an ki kriz ya da sorunla baş etmesine yardımcı olmaya odaklanır.
Kısa süreli dinamik terapistler, mümkün olduğunca çabuk bir şekilde bir terapötik ittifak oluştururlar ve sonra danışanın belirli alanlarda baş etme stratejileri benimsemesine yardım ederler. Sorunlu bir ilişkiyle baş etmeye ya da kaygı yönetimine odaklanabilirler Diğer psikodinamik terapi biçimlerinde olduğundan daha aktiftirler. Psikanalizin geleneksel tekniklerini kullanabildikleri gibi ev ödevi de verebilir, danışanı kendine yardım gruplarına yönlendirebilir ya da genel de psikodinamik tedavilerle ilişkili olmayan başka teknikleri de kullanabilirler.
Kısa süreli terapiler eksiksiz vaka formülasyonu ve planlaması gerektirir. Terapist hastanın hakkında ve psikopatolojik dinamikleri hakkında bilinebilecek her şeyi öğrenmek isterler. Belirli bir problemin çözümü, duygulara daha iyi uyum sağlama, insan ilişkileri düzeninin gelişmesi gibi makul ve ulaşılabilir hedefler koyulur. Tablo-2‘de kısa süreli psikodinamik psikoterapi vaka formülasyonu örneği verilmiştir.
Tablo-2: Kısa süreli Psikodinamik Terapide Vaka Formülasyonu Örneği
Döngüsel Maladaptif Örüntüler Formu (DMO)
Kimlik

1. Kişinin kendi hareketleri

2. Başkalarının davranışlarına dair beklentiler

3. Kişiye karşı başkalarının davranışları

4. Kişinin kendine karşı davranışları

5. Karşı aktarım tepkileri

Hedefler

Yeni Deneyim
Intrapersonel :

Interpersonel :

Yeni Anlayış
Intrapersonel :

Interpersonel :
Kaynak: Psikoterapi Eğitimleri Derneği ders notlarından (Sarı, 2016) alınmıştır.
Psikodinamik Psikoterapilerin Ortak Özellikleri: Sürekli Destekleyici-Yorumlayıcı
Psikodinamik psikoterapi şemsiye bir kavram olarak hizmet eder. Sürekli bir destekleyici-yorumlayıcı psikoterapik müdahale üzerinde çalışan tedavileri kapsar. Psikoterapötik müdahalelerin destekleyici-yorumlayıcı (ya da destekleyici-ifade eden) sürekliliği ampirik olarak Menninger Vakfı’nın psikoterapi araştırma projesinin verisine dayanmaktadır. Yorumlayıcı müdahaleler, hastanın sorunlarını devam ettiren tekrar eden çatışmalar hakkında anlayışını arttırmayı amaçlar. Destekleyici müdahaleler, bir hastada akut stres (örneğin travmatik olaylar) nedeniyle geçici olarak erişilemeyen veya yeterince gelişmiş olmayan (örneğin sınırda kişilik bozukluğunda dürtü kontrolü) yetenekleri güçlendirmeyi amaçlar. Bir yardımcı (veya terapötik) ittifakın kurulması, destekleyici müdahalelerin önemli bir bileşeni olarak görülüyor. Mevcut kişiler arası ilişkilerde geçmiş tecrübelerin tekrarı olarak tanımlanan aktarım, terapötik ilişkinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Psikodinamik psikoterapide, aktarım, birincil bir anlayış ve terapötik değişim kaynağı olarak kabul edilir. Daha destekleyici veya daha yorumlayıcı (içgörü artırıcı) müdahalelerin kullanılması hastanın ihtiyaçlarına bağlıdır. Bir hasta daha ciddi rahatsız olan ya da problemi daha da akutdur, daha destekleyici ve daha az ifadeli müdahaleler gerekir ve tersi de geçerlidir. Örneğin, sınırda kişilik bozukluğundan muzdarip olan hastalar benlik saygısı, gerçeklik hissi veya diğer ego işlevlerini sürdürmek için daha destekleyici müdahalelere ihtiyaç duyabilirler. Akut bir krizde ya da travmatik bir olaydan sonra sağlıklı kişilerde de daha destekleyici müdahaleler gerekebilir (örn., Stabilizasyon, güvenli ve destekleyici bir ortam sağlanması). Bu nedenle, psikiyatrik bozuklukların geniş bir yelpazesi, daha hafif ayarlama bozuklukları veya stres reaksiyonlarından borderline kişilik bozukluğu veya psikotik durumlar gibi ağır kişilik bozukluklarına kadar değişen psikodinamik psikoterapi ile tedavi edilebilir. Psikodinamik psikoterapi hem kısa süreli hem de uzun vadeli açık uçlu tedavi olarak uygulanabilir. Tedavi süresinin önceden belirlenmemiş olan açık uçlu psikoterapi, sınırsız psikoterapiyle aynı değildir. Kısa süreli tedaviler genellikle 7 ila 24 seans arasında sürer ve süresi sınırlıdır. Uzun süreli tedavi süresi birkaç aydan birkaç yıla kadar değişir (Leichsenring, & Leibing, 2007).
Psikodinamik psikoterapistler, psikanalizde savunulan analitik müdahalelerden, kişilerarası ve ilişkisel yaklaşımlar tarafından vurgulanan daha destekleyici müdahalelere kadar çok farklı müdahaleleri uygulayabilirler. Gabbard, tekniklerdeki bu çeşitlilikten, destekleyici-dışavurumcu süreklilik olarak bahseder (Kramer Vd., Çev. Ed. Dağ, 2014).
Daha destekleyici müdahaleler yapan terapistler danışanlara genellikle baş etmede, stresi azaltmada ve günlük işlevsellikte yardım etmeye çalışırlar. Bu klinisyenler uygulamada, dışavurumcu terapideki terapistlerden daha aktif olabilirler. Örneğin, eğer bir danışan hayatındaki önemli bir kişiyi kaybetmişse ya da engellenmeye toleransı çok düşükse, terapist içgörü kazandırma amacından vazgeçebilir ve daha empatik, cesaretlendirici ve destekleyici tarzdaki müdahalelere girişebilir. İşinden memnun olmayan bir danışanı, daha iyi pozisyonda bir iş araması için cesaretlendirebilir. Böylece terapistin rolü destekleyici ve eğitici olur (Kramer Vd., Çev. Ed. Dağ, 2014).
Klinisyenin daha destekleyici mi yoksa daha dışavurumcu mu müdahalede bulunacağına karar vermesini etkileyecek bazı faktörler Tablo-3 de verilmiştir:
Tablo-3: Psikodinamik Psikoterapide Destekleyiciliği ya da Dışavurumculuğu Belirleyen Faktörler
Dışavurumcu
Destekleyici
Güçlü bir anlama motivasyonun olması
Kronik doğası olan önemli ego yetersizlikleri
Belirgin rahatsızlığın olması
Ciddi bir yaşam krizinin olması
Ego hizmetinde gerileme becerisinin olması
Anksiyeteye toleransın düşük olması
Engellenmeye toleransın olması
Engellenmeye toleransın zayıf olması
İçgörü kapasitesinin olması
Psikolojik zihinliliğin olmaması
Gerçekliği test etme becerisinin bozulmamış olması
Gerçekliği test etme becerisinin zayıf olması
Anlamlı nesne ilişkilerinin olması
Nesne ilişkilerinin ciddi şekilde zarar görmüş olması
Dürtü kontrolünün iyi olması
Dürtü kontrolünün zayıf olması
Bir işi sürdürebilme becerisinin olması
Zekanın zayıf olması
Mecaz ve benzetme üzerinden düşünme kapasitenin olması
Organik temelli bilişsel işlev bozukluğunun olması
Deneme niteliğindeki yorumlara akılcı tepkiler verebilmesi
Terapötik bir ilişki kurma yeteneğinin zayıf olması
Kaynak : Kramer, Bernstein & Phares, Çev. Ed., Dağ, 2014’den alınmıştır.
Psikodinamik Psikoterapilerin Uluslararası/Ulusal Örgütleri
Uluslararası Örgütler
Uluslarası Kendilik Psikolojisi Derneği (Kohut): HYPERLINK “http://www.psychologyoftheself.com/” www.psychologyoftheself.com/
Kuzey Amerika Adler Psikoloji Topluluğu: HYPERLINK “http://www.alfredadler.org” www.alfredadler.org
Analitik Psikoloji Derneği (Jung): HYPERLINK “http://www.jungian-analysis.org” www.jungian-analysis.org
Londra Jung Analistleri Derneği: www.jungiananalysts.org.uk/
Kısa Süreli Psikodinamik Psikoterapi Kaliforniya topluluğu: HYPERLINK “http://www.istdp.com/” www.istdp.com/
Uluslararası Deneysel Dinamik Terapi Derneği (IEDTA) : HYPERLINK “http://www.iedta.net/” www.iedta.net/
Ulusal Örgütler
Ulusal örgüt tespit edilememiştir.
Sonuç
Bu çalışma sonucunda; psikodinamik terapilerin teorik kökenini psikanalitik teoriden almakla birlikte zengin bir teorik yapı ve klinik uygulamalar içerdiği, güncel psikoterapi okullarının bu teorik temelden beslendiği, ancak Türkiye’de uygulamalarının sınırlı olduğu, kurumsal bir yapılanmasının olmadığı, yapılan literatür taramasında da konu ile bağlantılı araştırmaların sınırlı olduğu görülmüştür.
APA Psikiyatrik Tedaviler Araştırması Komitesinin Psikodinamik Psikoterapi Kanıtı Tablosunun Değerlendirilmesi İçin Geçici Alt Komitesi, 1974 ile Mayıs 2010 tarihleri arasında yayınlanan 94 randomize kontrollü psikodinamik psikoterapi çalışmalarının RCT-PQRS uygulamasının sonuçlarına göre, psikodinamik psikoterapi ile non-dinamik arasındaki 103 karşılaştırmanın 63’ü yeterli nitelikte olduğu, psikodinamik tedavinin 39 aktif yöntem ile karşılaştırmasında altısı dinamik tedavinin üstün olduğu, beşinde dinamik tedavinin daha düşük olduğu ve 28 kişide fark olmadığı, psikodinamik psikoterapi ile inaktif arasındaki 24 yeterli karşılaştırmanın 18’inde dinamik tedavinin üstün olduğu bulunmuştur (Gerber, Kocsis, Milrod, Roose, Barber, Thase, & Leon, 2011).
Yapılan meta-analiz sonuçlarında olduğu gibi burada örnek olarak yer verilen ABD’de yapılan araştırma sonucunda, psikodinamik psikoterapilerin kanıta dayalı etkili bir tedavi seçeneği olduğu görülmektedir. Alanda yapılacak araştırma ve yayınlar ile psikodinamik psikoterapiye Türkiye‘de de terapistlerin ve terapi eğitimi ve hizmeti veren kurumların ilgisinin artacağı beklenmektedir.

Kaynakça
Gerber, A. J., Kocsis, J. H., Milrod, B. L., Roose, S. P., Barber, J. P., Thase, M. E. & Leon, A. C. (2011). A quality-based review of randomized controlled trials of psychodynamic psychotherapy. American Journal of Psychiatry, 168(1), 19-28.
Güleç, C. (2013). Psikanaliz ve Psikodinamik Terapiler (1. Baskı). Ankara: Pusula
Jung, C. G. (1971). Psikoterapi Pratiği (1. Baskı). Sami Türk (Çev.) İstanbul: Kaknüs
Kramer, G. P., Bernstein,D.A., Phares, V. (2014). Klinik Psikolojiye Giriş. İhsan Dağ (Çev. Ed.). Ankara: Mentis
Leichsenring, F., & Leibing, E. (2007). Psychodynamic psychotherapy: a systematic review of techniques, indications and empirical evidence. Psychology and Psychotherapy: Theory, Research and Practice, 80(2), 217-228.
Prochaska,J. O., Norcross, J. C. (2010). Psikoterapi Sistemleri: Teoriler Ötesi Bir Çözümleme Tahir Özakkaş (Çev. Ed.). İstanbul: Acar
Sarı, İ. (2016), Süresi Sınırlı Psikodinamik Psikoterapi Eğitimi Ders Notları: Klinik Görüşme ve Vaka Formülasyonu oluşturma. İstanbul: Psikoterapider.
Wedding, D., Raymond,J.C. (2011). Modern Psikoterapi Vaka İncelemeleri (2. Baskı). Duygu Özen (Çev.). İstanbul: Kaknüs

YORUM YAP

Yorumunuzu giriniz!
Lütfen adınızı buraya girin