Esas olarak psikoloji bilimi ile eğitim biliminin homojen bir birleşimini teşkil eden “Pedagoji“ ve geniş çerçevede eğitimin bileşenleri üzerine hazırlanmış olan söz konusu eser, yazarın ele aldığı ilk mevzu olan “Genel meseleler“ ile başlamaktadır. Bu konu başlığı altında birleştirilen parçalar arasında ilk bahsi, geniş manada bedeni ve ruhi olarak; dar manada ise yalnız irade üzerinden anlamlandırılan, Terbiye mevzuu teşkil etmektedir. Eser içerisinde, bir yanı ile eğitime; en azından felsefesine muhakkak değmiş bulunan alanının önemli isimleri misal verilerek çeşitli alıntılardan yararlanılmıştır. Söz konusu başlık altında ise Herbert Spencer’dan bir alıntı ile konunun mühim bir noktasına yazar tarafından işaret edilmektedir: “Tedrisin terbiyevî olması iki şarta bağlıdır. Evvelâ tedris, alâkayı tahrik etmelidir. Sonra öğretilen şeylerin muhteviyatı da mühimdir“. Bu alıntıdan da anlaşılacağı üzere yazar, eser boyunca, bilhassa talebe tarafından mevzuları değerlendirmeye ve ihtimal çareler sunmaya gayret etmektedir. Bunu yaparken elbette tecrübelerinden ve ilme dair sahip olduğu, kaleminden ve konuları ele alışından anlaşılmakta olan, derin bilgi birikiminden yararlanmaktadır; bu nedenledir ki adeta talebeye onda eksik bulunan en önemli gereci, bilimsel gözlüğü iliştirmiş ve onun ardından meseleleri tekrar değerlendirmiştir. Yine aynı mevzu üzerine yazar, “Terbiyenin gayesi, ilmî pedagoji tarafından tespit edilir. Her eğitmen, kendine mahsus bir terbiye gayesi çizmeğe mezun değildir.“ ifadesiyle başlığın genel gayesinin mutlak değerini bulmasının kıymetine ve bu rotanın yalnız belirlenmesinin dahi güçlüğüne dikkat çekmiş bulunmaktadır. Söz, terbiyenin mekânına geldiğinde ise, “Okullar bir bakımdan karakterlerin yaratıcısı, diğer bakımdan da karakterlerin mezarıdır.“ demekte ve kitle psikolojisinin hâkim bulunduğu okulları fikren ve ahlâken sağlıklı bir havaya ulaştırmanın terbiyecilerin biricik gayeleri olması gerektiğini vurgulamaktadır. En iyi terbiye tarzını ise, “Sevgimizi soğukkanlılıkla birleştirmek“şeklinde belirlemiştir.
Öğretmeni bir çiftçiye, bir sanatçıya benzeten Kanad, eğitimin ise sanat işi olduğunu düşünmektedir. Nitekim bir sözünde, “Çocukları iyi anlamak ve zamanında etkili müdahalelerde bulunmak, bilgi işi olmaktan ziyade; seziş işidir, sanat işidir.“ifadesine yer vermektedir. Seziş ve sanat işindeki ustalığının, tecrübelerinin yanı sıra, öğretmenin, ilmî mahiyetteki mevzuları bilmesinin öneminin de altını çizmektedir. Yazının devamında ise, bir sanatçı olarak, öğretmende bulunması icap eden başlıca meziyetleri maddeler halinde toplamaktadır.
Yazar, çocukların ve gençlerin araştırılmasında en eski usulün, kendimizi hayalen çocukluk vaziyetine sokmak olduğunu ve bu usulün en tipik şeklinin Rousseau’da görüldüğünü belirtmektedir.
Eserde özel olarak Köy Okulları ile beraberinde köy öğretmenleri üzerinde durulmakta, yazar tarafından öğretmenlerin birinci vazifesinin köy kalkınmasında amil olmak olduğu belirtilmektedir. Müteakibinde bunun için birinci şartın “okul duvarlarını aşarak köy ile ve köylü ile ilgili bulunmak“ olduğu vurgulanmıştır. Köy Okulları gibi diğer mevcut okullar ve öğretmenleri için de aynı noktanın önemi zannediyorum ki tartışılmazdır. Nitekim konunun erbaplarınca da belirtilmiş olduğu üzere, okul- veliler arasındaki bağlantının ve haberdarlığın çocuğun başarısı ile doğru orantılı olduğu bilinmektedir.
Çocuktaki tekâmül; yani olgunlaşma devrelerinin ve bunları araştırmanın pedagoji bakımından ehemmiyetinin ele alındığı bir sonraki kısımda, yazar, genel manada kişi için olgunlaşmanın hiçbir zaman tam manasıyla sona ermeyeceğinden ve bilhassa ruhî hayatın uzun müddet olgunlaşmaya mütemayil olduğundan bahsetmektedir. Ayrıca beden hayatının belli bir yaştan sonra aşağılamaya başlayacağını ve bu halin hayatın sonuna dek süreceğini ardından eklemiştir.
Eserin odak noktasını teşkil etmekte olan terbiye mevzusunu derinlemesine ele almak amacı ile yeniden mevzu bahis eden yazar, sonraki kısımda Terbiyenin Vasıtaları başlığı ile devam etmektedir. Burada konunun odağını göz önüne sermek maksadı ile dikkate değer birkaç alıntıya yer vermek gerekirse şu misal ile başlanabilir: “ Her mühim görülen dersin programlara girmesi çocukları manevi hamal yapmaktan başka bir işe yaramaz. Her şeyin bilgi yardımıyla insanlara aşılanacağını düşünmekten biraz uzaklaşmalıdır. Birçok hususlarda bilgiden ziyade bir şeyi tatbik etmenin çok daha ehemmiyetli olduğunu unutmamalıdır“. Burada yazarın dikkat çektiği nokta üzerinden terbiyenin vasıtaları düşünülecek olursa denebilir ki bu vasıtalar kül bilgiden ve bunları sağlayan sayfa sayfa kitaptan teşekkül etmemektedir. Aynı zamanda tecrübeler ve bir önceki kısımda yazar tarafından bahsi edilen, yanlış olmazsa burada adına ‘içgörü’ denebilecek olan, öz-seziş işi ve çocuk için elbette oyun bu vasıtaların arasında yer almaktadır. “Oyun, çocukların hakiki meslekleri, onların hayatı, onların bugünüdür. “ diyen yazar, oyunlarda, hayatın bir faaliyetten ibaret olduğunu görebilmenin kaçınılmazlığını vurgulamaktadır. Oyunun terbiye için önemi konusunda ise, “Hayvanların ve insanların kendi kendilerini yetiştirmeleri ve tekâmül ettirmeleri bilhassa oyunla olur.“demektedir. Nitekim psikanalizcilere göre oyun, arzulanan hayatın bir tezahürüdür. Dolayısıyla oyun, kişi için, istenilen hayat doğrultusunda ona hazırlanmak ve onu hayal etmek suretiyle kendi kendini bir nevi terbiye vasıtası şeklinde tahayyül edilebilir. Aynı zamanda çocuk, toplu oynanan oyunlar içerisinde kurallara uymayı ve ‘diğerleri’ ile karşılaşmayı öğrendiğinden, yine bir terbiye süreci içerisinde sayılmaktadır. Bu noktada el işleri ile beden işleri yine kişide cemaat şuurunu ve insanların karşılıklı olarak birbirine yardım etmeğe muhtaç oldukları hissini vereceğinden; bunlar da birer terbiye vasıtası sayılmaktadır. Yazar el ve beden işleri için, “Çocukların tek taraflı yetişmelerine mani olur; tek taraflı yetişen kafa insanları, yarım insanlardır.“ demektedir. El ve kol işlerine ehemmiyet veren pedagoglar arasından Pestalouzzi’yi örnek gösteren Kanad, “İşten, bilhassa el işinden utanan bir zahiri medeniyet vardır. … Çalışan çiftçinin ve küçük sanatkârların yanından süzülüp geçen ve eline kürek, çapa ve kazma gibi şeyleri almaktan utanan kibirli muallimleri meslekten uzaklaştırmalıdır.“diyerek yalnız çocuklar için değil öğretmenler için de el işinin önemini ve terbiye ediciliğini vurgulamaktadır.
Son kısımda özel olarak Fikir Terbiyesi üzerinde durulmuş, yine bunun gayelerinden, vasıtalarından ve evrelerinden bahsedilmiş; böylece her bileşeni ayrıntılı şekilde ele alınmaya çalışılmıştır. “Unutulmamalıdır ki terbiyenin ağırlık merkezi daima çocuktur ve gaye, çocuğun kabiliyetlerini inkişaf ettirmekten ibarettir.“ diyen yazar, fikir terbiyesini; 1)Maharet 2)Malumat (Bilgi) 3) Formal Terbiye (Şuurlu ve iradeli düşünme), olmak üzere üç gaye çerçevesinde ele almaktadır. Maharete kıymet veren okullara, yirminci yüzyılda canlanmış olan İş Okulları misal verilmiş ve bu okulların işleyişinden genel manada söz edilmiştir. Kanad, Fröbel’in ‘Çocuk Bahçeleri’ ve Montessori’nin ‘Çocuk Evleri’nin çocuğun özelliklerinin ve kendine özgülüğünün sistemli bir şekilde terbiye edilmesi bakımından çok gerekli müesseseler olduğunu belirtmektedir.
Terbiye dahil olmak üzere her türlü eğitim ve öğrenme işinde mihenk taşlarından birini teşkil eden ‘dikkat’ biliniyor ki en fazla his dünyasından etkilenmektedir. Bu nedenle Kanad’ın da belirttiği üzere, bir mevzuun his motiflerini öğrenciye hissettirmesinin birinci şartı öğretmenin mevzudan bizzat heyecan duyuyor olmasıdır. Denebilir ki, (Öğretmen Olmak –Bir Cana Dokunmak-, kitabında ifade edildiği üzere) “öğretmen için ‘sınıfta bulunmak’ değil, ‘sınıfta var olmak’ gerekmektedir“; yani “Öğretmenlik yapmak değil; öğretmen olmak…“

“Okumayan kişi; özgürlüğünü istemeyen kişidir“ sözünden ilham alınarak okunan söz konusu eserde, denebilir ki gelecekte, muhtemel, tarafımca verilecek olan eğitimde özgürlüğü ve dolayısı ile özgünlüğü yakalayabilmek adına alınacak bir feyiz, bağlanılacak bir gerçek arayışı söz konusu olmuştur.
“Gerçeği keşfetmek rehavet getirir; hakikati aramak ise aşkın bir haldir.“ sözü ile eserin hıfzı ve tarafımca naçizane anlatımı burada sona ermektedir. Aşkınlığa erişme gayretinde ‘öğretmen olarak’ arkamızda yer alacak kıymetli insanların daimi mevcudiyeti dileğiyle…
Büşra Çilem DİBEK

YORUM YAP

Yorumunuzu giriniz!
Lütfen adınızı buraya girin