1. Başkalarının görüşleri sizinkinden daha mı doğrudur?
  2. Uzmanların konularında otorite sahibi kişilerin her söylediği doğru mudur? Siz de, “Doktor sizsiniz, daha iyi bilirsiniz”, “Ben kim oluyorum da bir uzmanla tartışayım”, “Aman efendim Freud gibi bir dahi bir şeye inanıyorsa, bunu nasıl sorgu sual edebilirsin” türünden ifadelere yatkın mısınız?
  3. Görüşünü güvenli bir tavırla belirten bir kişi büyük bir ihtimalle doğru veya haklı mıdır?
  4. Sizin hakkınızda başkalarının düşündükleri veya söyledikleri çok önemli midir? Birisi sizi eleştirdiğinde, kötü, övdüğünde ise iyi hissetmeniz mi gerekir?

 

Bu soruların bir tekine bile “evet” dediyseniz, başkalarına çok kolayca inanmayı ve onların düşünceleri doğrultusunda yaşamayı tercih etmişssiniz demektir. Falcının teki size, ‘bir seneye kalmadan öleceksin’ veya uzmanın biri ‘siz galiba şizofrensiniz’ veya görmüş geçirmiş saydığımız biri ‘senden adam olmaz’ demeye görsün… Sizin için çökmüş veya kaygılı hissetmemek elde değildir.

Uzmanlar, otoriteler, başkları mı her şeyi bilir de, hep onlar mı haklıdır; hep onlara mı inanmalıyız? Doğru ve haklı olma yetkisi sadece onlara mı bahşedilmiştir ? Biz düşünemez miyiz? Hayatımızın akışını, anlamını ve kararlarımızı hep başkalarına ve söylediklerine göre mi ayarlayalım???

Gerekmez; akılcı ve gerçekçi de olmaz. Çünkü:

  1. Başkaları, dünyanın en büyük otoriteleri de olsalar, doğru ve isabetli olabilirler, ama yanılıyor da olabilirler..
  2. Hiç kimse sizi kullandığı sözcüklerle incitemez. Hiç kimsenin böyle bir gücü yoktur. İncinmeyi, başkalarının söylediklerine yönelttiğiniz, düşünce TERCİHİNİZLE siz gerçekleştiriyor olabilirsiniz. Örneğin birisi size: “Sen de baban gibi aptalsın” demiş olsun. Tepkiniz ne olurdu? Eğer tepkiniz öfke veya çöküntü gibi bir duygu hali ise, karşınızdakine sizi kontrol etmesi için layık olmadığı bir güç ve izin veriyor olursunuz.
  3. Kim söylemiş olursa olsun, belirli bir görüş sizin kendi yaşantılarınıza ters düşer gibiyse, bu görüşü sorgulama ve eleştirip muhasebesini yapma hakkına sahipsiniz. Belirli bir görüşü değerlendirmenin en sağlıklı yolu da, belirli delil ve veriler ışığı altında yapılandır.
  4. Düşünceler, düşünce; hayaller, hayaldir; başka da bir şey değillerdir. Daha da ötesi, düşünceler ve davranışlar arasında dağlar kadar fark vardır. Sizin aptal olduğunu söyleyen birisi, siz ne derseniz deyin sadece düşünüyordur. O sizin hakkınızda çok farklı şeyler de düşünebilir. Düşünsün varsın. Şimdi mesela: Siz o kişiye ve görüşüne inanacak mısınız, inanmayacak mısınız?  İnanırsanız aptal gibi davranabileceksiniz. Yalnız, aptal gibi davranmanızın nedeni o kişinin sizin hakkınızda ‘aptal’ görüşüne sahip olması değil, sizin bu görüşe inanmanızdır. Her ne kadar başkalarının görüşlerinin veya düşüncelerinin tapusu sizde olmasa da, düşüncelerini doğrulayacak veya çürütecek davranışların tapusu sizdedir.

 

KENDİ KENDİNE GELİN GÜVEY OLMA

Çevremizdeki kişilerin sözlerine ve davranışlarına bakarak ne düşündüklerini ve ne hissettiklerini anlayabileceğinize inanıyorsanız, bunda hatalı ve yanılgılı olduğunuzu söylemek isteriz. Ufacık bir hareketten yola çıkarak, kimin ne düşündüğünü, hissettiğini, ne yapacağını veya yapmayacağını kafanızda karara bağlıyorsanız, fol yok yumurta yokken, kendi kendinize gelin güvey oluyorsunuz demektir. İşte bu yaptığınız da zihin okuyuculuğudur. Zihin okumayı, insanların hareket ve tavırlarına bakarak, ONLARIN SİZDEN DAHA MUTLU OLDUKLARI inancına kadar götürüyorsanız, bu hatalı düşücenin bedelini mutsuzlukla ödeyeceksiniz demektir. İşte size bir örnek:

Sosyal hayatı oldukça kısıtlıı, 26 yaşında karamsar bir erkek, psikoloğuna: “Yolda gelirken kolkola dolaşan birçok mutlu çift gördüm. Benim neyim var? Ne sevgi, ne mutluluk, hiçbir şey… Neden bu kadar perişan ve mutsuzum? Neden ben? Neden herkes mutluyken, ben değilim?

Bu kişinin nelere kendini inandırmış olduğunu özetleyelim size:

  1. Başkalarının ne hissettiklerini dış görünüşlerinden anlayabilirim.
  2. Mutlu olduklarını söyleyen kişiler gerçekten mutludurlar.
  3. Çevremdeki kişilerin büyük bir çoğunluğu normaldir. Problemleri vardır belki; ama hiçbir zaman benimki kadar değil.
  4. Şöhret, para, güzellik gibi başarı göstergelerine sahip kişiler, başkalarından daha mutludurlar.
  5. Keşke başka biri olsaydım!

Bunlara siz de inanıyor musunuz? Öyleyse bunları kapı dışarı etmek için kolları sıvayın.İlk önce şu düşünce seçeneklerini benimsetin kendinize:

  1. Çoğu durumda başkalarının mutlu olduğu doğru değildir. Bu basit olarak, sizin varsayımınızdan ibarettir.
  2. Hemen hemen herkesin bir problemi, bir kötü alışkanlığı, bir eksikliği veya belirli konuda güvensizliği vardır ve hayatının belirli bir kesiminde mutsuz ve çökmüş hissetmiş ve hatta intiharı bile düşünmüştür.
  3. Hemen hemen herkes, kendisine özel bir cehennemm hayatı yaşatır; ancak eksikliklerin ve problemlerın paylaşılmasını o kadar zor ve utanç verici görürler ki, bunları gözlememiz son derece güçtür.
  4. Eğer şöhret, para, cazip hayat şartları, güzellik ve benzeri özellikler bir mutluluk garantisi veya mutsuzluğa karşı bir aşı olabilselerdi, bu özelliklere sahip olmayan tüm insanların mutsuz olmaları gerekirdi. Oysa oldukça zor şartlar altında yaşayan, ama gene de kendilerini mutlu etmeyi beceren nice insan vardır. Öte yandan, para, şöhret gibi özellikleri kazanmış nice insanın, buna rağmen hayatlarını türlü sorun ve mutsuzluklarla yürüttüklerini görüyoruz

 

 

 

 

 

KAYNAKÇA

Özer, A. (1993),  Duygusal Gerilimle Başedebilme ( Varlık Yayınları, Sayı 310), 165-166.

 

 

 

ARZU UYAR

07.03.2017

YORUM YAP

Yorumunuzu giriniz!
Lütfen adınızı buraya girin