Geceden kalan loş ışıklar sabahı aydınlatırdı ve ben uyanırdım. Uyanmak istemezdim aslında erkenden, ‘henüz vaktim var’ derdim. Uykunun tatlılığı bırakmazdı beni ama nedense gözümü kapatır kapatmaz, nerden geldiğini anlamadığım bir güç beni sarsar ve çivilenmiş yatağımdan aşağı atardı sonra hiç konuşmadan, şarkı söylemeden, hatta uyuşuk uyuşuk yüzümü bile yıkamadan giyinir ve kendimi sokağa atardım. Süslenmeyi unuturdum, renklerin gösterişine de aldırmazdım; en çok koyu tonları tercih ederdim. Evin karşısındaki kitaplı kafeye kadar küçük adımlarla yürürdüm. Üzerimde dünden kalan bir yorgunluk olurdu, muhakkak. Sonra gözlerimin yavaş yavaş kapandığını fark eder, lavaboya giderdim. Orada hafif bir de makyaj yapardım. ‘Ne gereksiz!’, diye de düşünmeden edemezdim ama yine de yapardım. Cam kenarındaki masaya elimdeki sigara paketini fırlatırdım, can çekişir gibi bana bakardı paketin üstündeki kelimeler: Sigara içmek öldürür!

Kolay yoldan ölmek isterdim bende. Sonra garson kız, önüme fırından yeni çıkmış zeytinli, sıcak poğaçaları bırakırdı; nedense evde tek başıma oturup kahvaltı yapmak yerine burada insanlar içinde yalnızlaşmak isterdim. Demli çayımı yudumlarken önümde aptal aptal duran, beni öldürecek olan, pakete tekrar bakıp bir daha onları içmemek için yemin ederdim ama her defa bu yemin kendiliğinden bozulurdu.

Sigaramı yaktığımda, beynimin tozlu mazisindeki şeyleri düşünmeye başlardım. Böylelikle mazinin is kokan dumanı beni yer bitirirdi de ben fark etmezdim. Hatırlamak istemezdim ne yaşadıysam ama bir tarafım özlem duyardı. Onun kalbimde bıraktığı acı, demli çayımın kıvamını geçmezdi. Bir müddet sonra halime de acır halde bulurdum kendimi. Güçsüz olduğumu bilirdim ve bu yüzden bir şeylerin arkasına gizlendiğimi düşünürdüm. Tanıdığım ve haline acıyabileceğim herkesin hayali gelirdi gözlerimin önüne. Mesela; kafeye geldiğim an boyunca benden gözlerini ayırmadan pis pis izleyen adama; annemin ‘ataerkil toplum’ inancına, bunlar yüzünden saygım kalmadığını söylemek ister gibi yüzümü buruşturarak bakardım sonra acırdım ona. Vaktin geçtiğini anlayınca kolumu çevirir fakat saatimin orda olmadığını fark ederdim. Komidinin üstünde öylece durduğu belirirdi gözlerimin önünde. Çantamı toplar, hesabı öder ve çıkardım. Nedense geç kalırdım her zamanki gibi. Dudaklarıma yapışan sigarayı rahatsız etmeden alırdım parmaklarımın arasına; hafif ruj izi olurdu sigaranın üstünde, aldırmazdım.

Yol boyunca bütün insanlar ona benzemeye başlardı sonra. Teker teker bana çarpar gibi geçerlerdi. Hele istasyon yolunun sağındaki eski trenin içinde, neredeyse onu görür gibi olurdum. Olmasını istediğim her şeyle olan biten arasındaki farkı anlamazdım. Beni ilk kez trene bindirişi aklıma gelirdi, ona şarkı söylediğim cam kenarında olurdum belli belirsiz.             Dışarıdan, camın üstünde duran yağmur damlacıkları olurdu. O resmini çekerdi ardından da bir şiir yazardı. Sonra ben susmaya başlardım, onun sessizliğini de severdim. Kimse beni tanısın istemezdim. O şarkıları kime söylediğimi duysunlar istemezdim. Hatta tanıyanlar da unutsun isterdim. Vazgeçmek imkânsız gibi görünürdü, savaşmayı da göze alamazdım. Savaşmak ya da vazgeçmek; ikisi de birbirinden zor olurdu. Nefes almak kadar kötü bir alışkanlık haline dönüşürdü onun hayali benim içimde. Bu yüzden boynuma doladığım atkımı biraz daha sıkardım; sırf nefesimi alıp uzaklara götürsün diye.  Belki nefessiz kalınca bitiverirdi sıkıntılar, öyle düşünürdüm ya da nefesim onun olduğu yere giderdi. Sigaramı ezer ve hiç bir şey olmamış gibi yola devam ederdim sonra.

Başımı alır vurdumduymazlığa verirdim tıpkı çocukluğumda olduğum gibi. Seneler öncesinden şu illeti içmemesi için onu uyaran ben aslında ‘ben’ olmazdım. Kendimi iki veya üç paket bitirirken bulurdum bir anda. Bütün koku üstüme sinerdi öyle gelirdim işe. ‘Nerden nereye’ derdim sonra, masamdaki notlara bakarken. O esnada arkadaşım gelir bana daha bir gün önce izlediği bilim kurgu filmini anlatırdı. Bense, donuk gözlerle bakardım onun suratına çünkü bilirdim tüm güzel filmleri ve onunla izlemiş olduğumu.

Öğle saati gelince yemek yeme isteğim gelmezdi. Herhangi bir enerji olmadan bütün işlerimi bitirir eve dönüşümü beklerdim sessizce. Gün bu şekilde sonlanırdı ama beni bekleyen de kimse olmazdı evde. Bir taraftan kimsenin olmaması mutlu ederdi çünkü konuşmak istemezdim biriyle. Eve gidince sessizliğe açardım kapımı. Hantal kedimin mırıltısından başka bir ses duymazdım. Sabah unuttuğum kol saatim öylece komidinin üstünde bileğimden ayrı bir yerde yalnız görürdüm. Benim gibi olduğunu düşünürdüm. Yalnızlaşmayı severdim, hayallerle yalnız kalmak hoşuma giderdi bu yüzden. Sonra en acısından bir çay demlerdim, kitabımı alırdım elime. Onunla beraber kahveye veda ettiğimiz gün gelirdi aklıma. Migreni için ışıklardan taviz verdiğimiz anları düşünürdüm. Sonra karanlığa çıkardım elimdeki bardakla. Yıldızları ve Ay’ı çayıma katar öyle içerdim. Ağzım buruşurdu o an, dişlerimin arasına yıldız tozları dolardı. Sonra, sahip olduğum lacivert gökyüzü bana yazmayı hatırlatırdı. Elime kalemi alıp şiir yazardım, sonra kısık bir sesle okurdum. Onun sesini satır aralarında duymaya çalışırdım. Aklıma bir şeyler gelirdi belki o an ya da onun şiirlerini anımsar ve ağlardım. Ağladığını duyardım onun. Durduk yere duygulanırdım, bağlardım kendim duygusallığın darağacına. Sonra uyurdum, kaybolan her an için sanki hiçbir şey olmamış gibi. Çünkü ertesi sabah, gün tekrar ilk ışıklarıyla kapımı çaldığında ben yine aynı sesle ‘merhaba’ diyeceğimi bilirdim.

tumblr sad girl drawing ile ilgili görsel sonucu

PAYLAŞ
Önceki İçerikSOSYAL HIZLANDIRMA VE SOSYAL KAYTARMA
Sonraki İçerikMUM
Şuranur Zebunoğlu hakkında; Sonbaharın toprak kokulu, yağmurlu bir gününde Fatih'te doğdu. Çocukluğunu haylazlıklarıyla doyasıya yaşadı. Sanata ve edebiyata olan ilgisi küçük yaşlarda başladı. İlk okul ve lise öğrenimleri kolejlerde geçti. Daha sonra İstanbul Medeniyet Üniversitesi ,Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu. Yayınevlerinde staj yaptı. Hayatı anlamak ve anlamlandırmak için kelimelere tutundu. Çeşitli dergilere yazdı, öykü yarışmalarına katıldı. Editörlük üzerine eğitimler aldı. Resim alanında kendini geliştirdi , dokunduğu her şeye renk verdi. Kadrajına aldığı her kare onun ilham kaynağı oldu. İnsanları dil, din , ırk ayrımı yapmadan sevmesini bildi. Diksiyon ve drama eğitimi aldı. Wattpad yazarlığı yaptı. Şimdilerde ise içinde bulunduğu Halk Edebiyatı Dergisi'nde yazıları yayınlanmaktadır.

YORUM YAP

Yorumunuzu giriniz!
Lütfen adınızı buraya girin