İnsan Seksüelitesinin Kültürel ve Psikososyal Yönleri

13.-16. yylarda Avrupa ve Amerika’da dini tutuculukla birlikte ahlak kuralları daha çok sertken ve cinsel baskı hakimken, İslam, Hindu ve Doğu dinlerinde hoşgörü vardı. (Masters ve Johnson’ın Sex and Human Loving adlı kitabı). Avrupa’daki Reform hareketleri, rejim değişiklikleri ile yeni yerlerin keşifleri zamanla dinin baskıcı etkisini hafifletti ve doğuda baskı artarken durum tersine döndü. “Batı”da günümüzde cinsellik üstüne baskı pek yok gibi görünür ve doğuda ise bu tam tamına bir tabudur.

Hem yaşamı birçok yönden etkileyen hem de üremeyi sağlayan cinsel konular önemsense de algılanışları nedeniyle hakkında pek konuşulmaz ve bireyler kulaktan dolma bilgilerle yetinmek zorunda kalır. Özellikle az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde bu konular hiç açılmaz ya da çok az konuşulur. Gençlerin cinselliği, yaşlıların cinselliği, zihinsel ya da bedensel engellilerin cinselliği, eşcinsellik konularının da bastırılması ya da gizlenmesı gerektiğine inanılır. Dünyanın her yerinde en fazla baskı altında olanlar ise kadınlardır.

 

Kadın Cinselliğinde Gelenekler ve Kültür

Gelenekler tüm yaşamı boyunca (çocukluğunda gençliğinde ve orta yaş ile yaşlılığında) kadının hayatını nasıl yaşaması gerektiğini belirler.

Mert ve Özen’in 2009 yılında yapmış olduğu çalışmada; araştırmaya katılan kadınların %86.2’si cinsel konuların aile içinde konuşulmadığını ifade etmiştir. Çalışmaya katılan kadınların %37.9’u ilk cinsel konularla ilgili bilgileri kız arkadaş yoluyla, %24.1’i sevgili veya eş aracılığıyla, %19’u ailenin aydınlatmasıyla, %18’i basın yayın aracılığı ile öğrendiklerini bildirmişlerdir. Mastürbasyon hakkındaki görüşleri sorulduğunda %44.8’i olağan-normal olarak ifade ederken, %25.9’u günah- ayıp olarak yorumlamıştır (Mert&Özen, 2011.)

 

Cinsel Mitler ve Cinsel İşlev Bozuklukları

1 numaralı mit: “Cinsel eylemi erkek başlatmalıdır”: Cinsel aktiviteyi başlatma ve yönlendirme yükümlülüğünün erkeğe ait olduğunu ifade eden bu mit aslında cinsel hayatında bile kadınların geleneksel ‘pasif olma’ rolünü de pekiştirmektedir. Ancak araştırmalara göre cinsel aktiviteyi kadın başlatırsa bu her iki taraf içinde daha uyarıcı oluyor. Ayrıca, kadının cinsellik konusundaki iletişiminin iyi olması, hem erkek hem kadın için cinsel haz alma potansiyelini üst seviyede tutar. Cinsel eğitim, rehberlik ve terapile aracılığıyla bu mit ile başa çıkılmalı ve kadının cinsel hayatında daha aktif bir rol üstlenmesi teşfik edilmelidir.

2 numaralı mit: “Kadınlar cinsel fantazi kurmaz”: Birçok toplumda kadınların cinsel fantazi kurmadığı gibi bir düşünce yaygındır. Fakat aslında durum hiç de öyle değildir.

Yapılan araştırmalarda kadınların da erkekler kadar fantazi kurdukları ortaya çıkıyor. H. E. Özman’ın cinsel mitlerle ilgili makalesinde aşağıdaki kıyaslama göze çarpıyor.

3 numaralı mit: “Kadınlarda orgazm cinsel birleşme ile sağlanmalıdır”: Bu cinsel mit sadece kadınlarla ilgili görünüyor olabilir ancak aslında çoğu zaman bu mitin dolaylı kurbanı, yalnız cinsel birleşmeyle orgazm olmayan kadının partneri de olmaktadır. Çünkü bu inanç erkeğin yetersizliği düşüncesini beraberinde getirir. Aynı zamanda kadında umutsuzluk algısına neden olabilir. Fakat yapılan araştırmalara göre kadınların sadece %20-30u yalnız cinsel birliktelikle orgazm oluyor. Vajinal ilişkiye eş zamanlı klitoral uyarılma bu oranı %45lere çıkarabiliyor. Yani aslında klitoral uyarılma kadında cinsel doruğa ulaşmanın temeli. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, yine de cinsel birleşmeyle orgazmın  öğrenme ve deneyimle sağlanabilir. Fakat sadece klitoral uyarılmayla orgazm olmanın patolojik bir yanı olmadığı ve yapılan araştırmalarda klıtoral uyarılma ile orgazm olan ve cinsel birleşme ile orgazm olan kadınların arasında psikolojik açıdan herhangibir belirgin fark olmadığı göz önünde tutulmalı. (Özman, H. E. , Cinsel Mitler ve Cinsel İşlev Bozuklukları, 1999)

 

Kadınların Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliğine Yönelik Görüşlerinin Belirlenmesi

Evren Kayseri İl Merkezinde bulunan “Halk Eğitim Merkezleri”ne giden toplam 350 kadından oluşturulmuş, örneklem seçimine gidilmemiş ve araştırmaya kabul eden toplam 251 (%71.4) kadınla yapılmış. Katılanların %68.1’i “Cinsiyet tercih etme hakları olsa idi hangi cinsiyette olmak istiyorlar?sorusuna kadın olmayı tercih edeceğini belirtmiş ve tercih nedeni olarak da çoğunluk erkeklerin sorumluluğunun fazla olmasını göstermiştir (%91.2). Erkek olmayı tercih edeceğini ifade eden kadınların hepsi toplumda erkeklerin daha özgür olmasını neden olarak belirtmişlerdir (Kahraman, 2010).

 

Genel Psikiyatrik Şikayetle Gelenler Kadınlarla Yapılan Cinsel İşlev Bozukluğu ve Sosyokültürel Parametrelerin Değerlendirilmesi Çalışması

KCİB nedir? (Kadın Cinsel İşlev Bozukluğu)

Srivastava ve ark.nın 2008’de yaptıkları tanıma göre: Cinsel yanıt döngüsünü oluşturan cinsel istek ve   psikofizyolojik değişikliklerde azalma ve  bozulma sonucu kişide belirgin sıkıntı veya kişilerarası ilişkilerde zorluk oluşması.

Doak ve Rogers’ın yine 2008’de yaptıkları bir çalışmaya göre KCİB yaygınlığı %25 ile %63 arasında değişiyor. Aralığın geniş olmasının sebebi kullanılan kaynakların ve tanımların farklılığından kaynaklanıyor olabilir.

Bir çalışmada tedavi olmamış kadın depresif hastalarda görülen en sık cinsel sorunun cinsel istekte azalma olduğu bildirilmiştir. Hatta depresyonun şiddeti, süresi ve yineleyici olup olmaması da CİB ile ilişkilidir. (Kennedy ve Rizvi, 2009)

Kırıkkale Üniversitesi Tp Fakültesi Hastanesi Genel Psikiyatri Polikliniğine cinsel yakınmalar dışında bir yakınma ile gelen kadınlarda yapılan kesitsel bir çalışmanın bulguları şu yöndedir:

Muayene tanıları (n=58) (Çalışmaya katılan kadınların ruhsal durum muayenesi sonucu tanıları) ‘na göre; 35 kişide depresif bozukluk, 3 kişide yaygınlaşmış anksiyete bozukluğu, 6 kişide panik bozukluk , 1 kişide TSSB, 6 kişide uyum bozukluğu :6 (%10.3), Obsesif kompulsif bozukluk, 6 kişide normal ruhsal durum vardır. Cinsel işlev değerlendirme sonuçları (n=58) ‘na göre 19 kişide normal cinsel işlev, 18 kişide CİB dışında başka I.Eksen tanıya bağlı cinsel sorun, 20 kişide cinsel istekte azalma bozukluğui 1 kişide cinsel tiksinme bozukluğu vardır.

 

Tartışma:

 

Bilgilerden ulaşılabileceği gibi, sosyo-ekonomik düzey düştükçe, kadınların kendi cinsiyeti ve cinselliğe olan bakış açısı olumsuz uçta yer almaktadır. Temel ihtiyaçlardan biri olan cinselliğin bu şartlar altında yaşanması ya da yaşanamaması direkt aile yapısına, dolayısıyla toplum hayatına zarar verir. Peki bu durumla nasıl baş edilebilir? Cinselliğin ilkokulda başladığı ülkelerde genellikle cinselliğin tabu olmadığını ve kadınların iş hayatında ve sosyal hayatta daha aktif olduklarını gözlemliyoruz. Yine aynı zamanda kadın bedenini mülkleştiren inanç ve tutumlardan korunmak adına okul öncesi dönemde kadının sosyal hayattaki yeriyle ilgili eğitim verilmesi yararlı olabilir. Kadın ve erkek arasındaki farklılıkları kabul etmek ve pozitif ayrıcalıkların önünü açmak, sosyal yaşamda kadın-erkek arasındaki her türlü eşitsizliğin giderilmesinde yararlı olacaktır.

Babacan, S. S., (2003).  İnsan Seksüalitesinin Kültürel Ve Psikososyal Yönleri,  Kastamonu Eğitim Dergisi 131-136,Cilt:11 No:1

Ersoy, E., (2009). Cinsiyet Kültürü İçerisinde Kadın Ve Erkek Kimliği (Malatya Örneği),  Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Elazığ Cilt 19, Sayı:2, Sayfa: 209-230.

Kahraman, S. D, (2010) Kadınların Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliğine Yönelik  Görüşlerinin Belirlenmesi. Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Elektronik Dergisi, 3 (1), 30-35.

Kaya, Y., Aslan, E., (2012). Kadın Cinselliğinde Gelenekler ve Kültür, Kadın Cinsel Sağlığı, 214

Mert, D. G., Özen, N. E., (2011). Genel Psikiyatri Polikliniğine Başvuran Kadın Hastalarda Cinsel İşlev Bozukluğu ve İlişkili Sosyokültürel Parametrelerin Değerlendirilmesi, Klinik Psikiyatri, 14:85-93.

Özmen, H. E., (1999) . Cinsel Mitler ve Cinsel İşlev Bozuklukları , Psikiyatri Dünyası.

2:49-53

YORUM YAP

Yorumunuzu giriniz!
Lütfen adınızı buraya girin