Travma zannediyorum ki günümüzde ruh sağlığı çalışanlarının en güncel çalışma alanlarından biri haline gelmeye başladı. Özellikle ülkemizde maalesef ki; terör olayları, şiddet ve istismar vakalarındaki artış bu alanda sarf edilen çalışmaların ne boyutta önemli olduğunu gözler önüne sermekte. Yaşanmış travmalar bir kutunun içine hapsedilmiş çıkarılmayı bekliyor. Bireysel ve sosyal travmalar üzerinde ruh sağlığı çalışanları tüm hassasiyet ve deneyimleri ile durmalı ve bu karanlığa ışık tutmalı. Özellikle henüz okumakta olan lisans öğrencileri ve yeni mezun alan çalışmacılarının konu üzerinde gerekli okumalar yapması, ek eğitimler alması hem toplum sağlığı açısından hem de ileride karşılaşacakları vakalar için çalışma becerisi geliştirmeleri adına oldukça elzem.

Bu yazımda “travma” üzerine yazılmış baş eser niteliğinde bir kitaptan bahsetmek istiyorum: Judith Herman’ın “Travma ve İyileşme” adlı kitabı. Kendisi Harvard Tıp Fakültesi’nde psikiyatri profesörü ve aynı zamanda Cambridge Hospital’da Şiddet Mağdurları Programı’nın Eğitim Direktörü. Uzun yıllar çalışmalarını “travma” ağı çerçevesinde gerçekleştiren Herman’ın, ev içi şiddet dahil sosyal hayatı kapsayan büyük bir yelpazeyle konuyu ele alması, travma’nın çok kapsamlı, boyutlu ve aynı zamanda kimi zaman hiç ihtimal vermediğimiz olayların bile travmatik bir yönünün olduğunu anlamamıza olanak sağlıyor.

Özellikle “travma” kavramının tanılanma sürecinin tarihsel anlatımı, Freud’un ve Janet’in “histeri” üzerine gerçekleştirdiği çalışmalar ve çok yakın zamana kadar net bir şekilde ifade edilmeyen travmanın DSM’de birçok değişiklikle ismini alması süreci çözümlemek adına hangi merhalelerden geçildiği büyük önem  arz ediyor. Bunun yanında travma üzerinde çalışan terapistlerin çoğu zaman tanılamada yaptığı yanlışlıkların (özellikle çoklu kişilik bozukluğu ve sınırda kişilik bozukluğu) danışana verdiği zararlar, söz konusu vakalarda azami dikkatle çalışmanın gerekliliğini gösteriyor. Travma terapistleri çoğu zaman danışanı ve yaşanılan travmayla özdeşleşiyor. Burada da terapistin başka bir terapistten mutlaka destek ve süpervizyon alması gerekiyor. Bu yüzden “Travmatik olayın gerçekliği bir kişinin kaldırabileceğinden daha çok” düşüncesini yazar sıklıkla vurguluyor. Alanında uzmanlaşmış olan Herman birçok örnek ve aktarımla anlatımını somutlayarak zenginleştirmiş ve daha anlaşılır bir hale getirmiş. Kitabı okuyan ve bu konuda uzmanlaşmak isteyen herkes eminim konunun ciddiyetini bir kez daha fark edecek, güncelinde travma yaşantılarını tekrar değerlendirecek ve bu yaşantılara  bireysel bakışını ve toplumsal bakışını sorgulayacak. Yineleyerek; ev içi şiddet ve cinsel istismarın travma boyutlarının kitapta değerlendirilmesi çok önemli. Ülkemizde de gerek gündeme gelen davalar gerek bu alan üzerinde yapılan yasal ve sosyal çalışmalar konu üzerinde yeni tartışmaların ve araştırmaların süreceğini gösteriyor. Ruh sağlığı çalışanlarının bu açıdan üzerine düşen görevin hakkını vererek gerekli yasa koyucuları ve toplumu bilinçlendirmeleri, konuyla alakalı müdahale ve iyileştirici yöntemleri uygulamaları bekleniyor. Bu konuda ihmal ve önlem eksikliği ne yazık ki hep karşımıza çıkıyor. Bu nedenle koruyucu ruh sağlığı çalışanlarının bu konuda alacağı önlemler büyük bir etkiye sahip.

Tekrar kitaba dönüp son bir cümleyle ifade etmek gerekirse kitap birçok vurucu noktaya temas ederek alanında bir başucu kitabı olmayı hak etmiş, mutlaka kütüphanenizde bulundurmalısınız diyerek sizi kitaptan altını çizdiğim birkaç başlık ve fikirle baş başa bırakıyorum.

Travmaya Dair

  • Sosyal anlaşmanın belli ihlalleri, yüksek sesle söylemek için fazlasıyla korkunçtur; bunun kelime karşılığı “dile getirilemez” dir. Dehşetengiz olayı inkar etme isteğiyle onu yüksek sesle ilan etme isteği arasındaki çatışma psikolojik travmanın merkezi diyalektiğidir.​
  • Psikolojik travmayı çalışmak, hem doğal dünyadaki insan yararlanabilirliği hem de insan doğasındaki kötülük kapasitesiyle yüz yüze gelmektir.
  • Travmatik olaylar genel olarak hayata ya da beden bütünlüğüne yönelik tehditler ya da şiddet ve ölümle yakınen bir kişisel karşılaşmayı gerektirir.
  • “Comprehensive Textbook of Psychiatry’ye göre psikolojik travmanın ortak paydası “yoğun korku, çaresizlik, kontrol kaybı ve yok olma tehtidi hissetmesidir.
  • Travma sonrası stres bozukluğunun pek çok semptomu üç ana kategoriye ayrılır. Bunlara “aşırı uyarılma” (hyperarousal), “müdahale” (intrusion) ve “büzülme” (constriction) adı verilir. Aşırı uyarılma, sürekli tehlike beklentisini; müdahale, travmatik anın silinmez izini; büzülme, uyuşmuş kendini bırakma tepkisini ifade eder.
  • Travmatik hatıralar sözel bir anlatı ve bağlamdan yoksundur; tersine canlı duyular ve imgeler biçiminde kodlanmıştır.
  • Psikiyatrist Bessel van der Kolk yüksek sempatik sinir sistemi uyarılması durumunda, hafızanın dilsel kodlamasının inaktive olduğunu ve merkezi sinir sisteminin hayatın başlarında hakim olan hafızanın duyusal ve resimsel biçimlerine geri döndüğünü söyler.
  • Çocukların her günkü oyunları serbest ve kolaydır. Kıpır kıpır ve neşelidir; oysa travmayı takip eden oyun sert ve monotondur. Travmayı çağrıştırdığında oyun hemen durdurulmaz ve uzun süre değiştirilmeyebilir. Sıradan çocuk oyunlarının aksine travma sonrası oyunlar takıntılı olarak devam ettirilir. Travma sonrası oyun öyle birebirdir ki, şayet yakalarsan, başka birkaç ipucuyla birlikte travmayı çözebilirsin.
  • Müdaheleci semptomlar en bariz olarak travmatik olayı takip eden ilk birkaç gün ya da  haftada ortaya çıkar, üç ila altı ay içinde bir derece hafifler, daha sonra zamanla yavaş bir biçimde etkisini kaybeder.
  • Travmaya özgü korkular, cinsel sorunlar ve günlük yaşam aktivitelerinin kısıtlanması bu mağdurların bildirdiği en yaygın semptomlardır.
  • Uzun süre geçse bile travmatik yara olduğu yerde kalır.
  • Travmatik anı tanımlayan “yok olma tehtidi” tehlikenin geçmesinden uzun süre sonra kurbanın peşini bırakmayabilir. Boşuna değil Freud travmatik nevrozda “iş başında olan şeytani gücün” bir işaretini bulmuştu. Terör, hiddet ve travmatik ana yönelik nefret, travmanın diyalektiğinde yaşamaya devam eder.

Tahrip olan kendilik

  • Travmatik olaylar dünyanın güvenli bir yer olması, kendiliğin pozitif değeri ve yaratılmanın anlamlı düzeni hakkında kurbanın temel varsayımlarını tahrip eder.
  • Dünyada kendini güvende hissetme ya da temel güven, hayatın başlarında ilk bakıcıyla (caretaker) ilişkide kazanılır.
  • Terör durumlarında insanlar kendiliğinden bir şekilde, rahatlığın ve korunmanın ilk kaynaklarını ararlar. Yaralanmış askerler ve tecavüz edilmiş kadınlar, annelerine ya da Tanrı’ya seslenirler. Bu çığlıklara yanıt alamadığında temel güven duygusu paramparça olur. Travmatize insan kendisini tamamen terk edilmiş, tamamıyla yalnız, hayatı destekleyen insani ve ilahi koruma ve bakım sistemlerinin dışına atılmış hisseder. Ondan sonra yabancılaşma ve kopma duygusu, en yakın aile bağlarından en soyut toplum ve din ortaklıklarına kadar her ilişkiye yayılır.
  • Çocuğun pozitif kendilik duygusunun gelişmesi bakıcının iyicil güç kullanımına bağlıdır.
  • Travmatik olay başkalarıyla ilişkide “kendi olabilmek” inancını tahrip eder.
  • Travmatik olayın sonucunda mağdurlar hem başkalarından hem de kendilerinden kuşku duyarlar.
  • Suçluluk duygusu mağdur başka bir insanın acı çekmesine ya da ölümüne tanık olduğu zaman şiddetlidir.
  • Anlamlı bir dünyaya inanç başkalarıyla ilişki içinde şekillenir ve hayatın ilk yıllarında başlar. Birincil yakın ilişkilerde edinilen temel güven inancın (faith) temelidir. Daha sonraki yasa, adalet ve hakkaniyet duygusunun ayrıntıları, çocuklukta hem bakıcıyla hem de akranlarla ilişki içinde geliştirilir.

Yararlanabilirlik  Ve Toparlanma Gücü

  • İstismar edilmiş çocuk çalışmaları, psikopatoloji derecesiyle istismarın başlama yaşı arasında ters orantı olduğunu gösterir. Ergenlik çağında terör ve güçsüzleştirme deneyimi, hayatın bu evresinin üç normal adaptif görevini-kimlik formasyonu,aile kökeninden büyük kopuş ve geniş bir sosyal dünyanın açılması-ciddi şekilde tehlikeye atar.
  • Gerçekçi yargılar, aşağılanma ve suçluluk hissini azaltır. Gerek insafsız eleştiri ya da görmezden gelme gerekse gözü kapalı kabul, büyük oranda mağdurun kendini suçlamasını ve yalnızlığını arttırır.
  • Tecavüz mağdurlarının hemen hepsinin resmi toplumsal adalet mekanizmalarını kendilerine kapalı olarak görmesi ve herhangi bir resmi rapor istememeyi ya da şikayette bulunmamayı tercih etmesi şaşırtıcı değildir. 10 tecavüzden 1’inden azı polise bildirilir. Tecavüzlerin yalnızca %1’i sonunda suçlunun tutuklanması ve mahkumiyetiyle sonuçlanır.

Çocuk İstismarı

  • Çocuklukta tekrarlayan travma kişiliği biçimlendirir ve çarpıtır.
  • Çoğu kez çatışmaları çözecek sözel ve sosyal becerileri geri kalır.
  • Kirlenmiş ve damgalanmış bir kimlik geliştirmekle çocuk kurban, istismarcının kötülüğünü kendi içine alır ve bu şekilde ebeveynine ilksel bağlılığını korur.
  • İstismar edilen çocuk ortalama erdemleri ve hoş görülebilir hataları olan tutarlı bir kendilik imgesi geliştiremez.
  • Bir iç güvenlik duygusu geliştirmekten aciz olan çocuk kurban, destek ve tesellinin dış kaynaklarına diğer çocuklardan daha fazla bağımlı kalır.
  • İstismar edilen çocuklar yabancılara hemen bağlanırken, onlara kötü davranan ebeveynlere inatla yapıştıkları da pek çok kez gözlenmiştir.
  • Büyüyen çocuk erken yetişkinlik görevlerine-bağımsızlığı ve başkalarıyla yakınlığı tesis etme-öz bakımda, kavrama ve hafızada, kimlikte ve istikrarlı ilişkiler kurma kapasitesindeki büyük bozulmanın yükü altında başlar.

Bir Sağaltım İlişkisi

  • İyileşme mağdurun güçlendirilmesi ve yeni bağların yaratılması üzerine temellendirilir. İyileşme yalnızca ilişkiler bağlamı içinde yer alabilir.
  • Başka insanlarla bağlarını yenileme sürecinde mağdur, travmatik deneyim tarafından hasar verilen ve deforme edilen psikolojik becerileri yeniden geliştirir. Bu beceriler güven, otonomi, inisiyatif, yeterlilik, kimlik ve yakınlık için gerekli temel kapasiteleri kapsar.
  • Bazen terapist kendisini hastanın kurbanı gibi hissetmeye başlar. Terapistler sık sık kendilerini tehdit edilmiş, manipüle edilmiş, sömürülmüş ya da aldatılmış hissetmekten şikayet ederler. Hastanın aralıksız intihar tehditleriyle yüz yüze kalan bir terapist, kendisini “kafasına dolu bir silah dayanmış gibi” hissettiğini anlatır.​​

Kaynaklar; Judith Herman ,Travma ve İyileşme, Tamer Tosun-Literatür Yayınları

PAYLAŞ
Önceki İçerikMUM
Sonraki İçerikCemal Süreya’lı Veda
Psikolojik Danışman

YORUM YAP

Yorumunuzu giriniz!
Lütfen adınızı buraya girin