Çocuk suçluluğu tüm dünyada olduğu gibi ülkemiz için de hem sosyolojik hem de hukuksal açıdan önemli bir problemdir. Çocuk suçluluğunun nedenleri, önleme yolları ve suça sürüklenen çocukların yeniden topluma kazandırılma çalışmaları tüm toplumlar için öncelikli konulardandır. Çocuk suçlular, gelecek adına ciddi ve kronik şiddet uygulayıcısı riskindedirler ve bu durum her geçen gün artış göstermektedir. Çocuk suçlular, daha geç yaşlarda ilk kez şiddete karışanlara göre daha uzun bir suç kariyerine sahip olma eğilimindedirler. Bu çocuklar, ciddi, şiddete dönük, kronik ve daha uzun suç işleme kariyerine sahip olma riski ile karşı karşıyadırlar.

Çocuk suç failleri üzerine yapılan çalışmalarda, bu çocukların çoğunun, şiddet ve suça yönelik ergenlik yaşlarından önceye gelen antisosyal davranışlara sahip olduğu yönündedir. Bundan dolayı çocuk suç faillerine yönelik çözüm arayışlarının, bireyin erken yaşlarına kadar inmesi gerekmektedir. Bu yüzden bu yazımızda çocuk suçluluğu üzerindeki çevresel faktörlerden sayılan “Aile Faktörü” bağlamında bir derleme sunacağız.

 Çocuk Suçluluğunda Aile Faktörü

Çocuğun gelişimi ve geleceğinde en önemli rol ailededir. Ailenin bireye en temel katkıları olarak, aile içinde bir birey ve üye bilinci vermek, bireyin sosyal biri olarak toplumda kabul görmesini hazırlamak, ait olduğu toplumun kültür değerleri için bir model oluşturmak, bireyin topluma uyumda yaşadığı sorunlara çözüm getirmek, toplumda salt kabul gören davranışları benimsemesini ve sağlıklı beslenme, gelişim ve eğitimini sağlamak gibi öğeleri gösterebiliriz. Bu öğelerin verilememesi ya da eksik verilmesi bireyi olumsuz olarak etkiler. Suçun oluşumunu, öncelikle bu öğelerin oluşumunda problem olan bireylerde aramak gereklidir (Gönültaş, 2009, ss. 9-10).

  • Anne, Baba, Kardeş İlişkisi ve Ailenin Çocuk Yetiştirme Konusundaki Tutumu 

Aile çocuğun ilk sosyal deneyimlerini edindiği yerdir. Çocuk ailesinden ve içinde bulunduğu çevreden, sosyal bir birey olacağını öğrenirken, aynı zamanda model alacağı bir bireye ihtiyaç duymaktadır. Kişilik oluşumu için gerekli olan bu özdeşleştirme ebeveynlerle gerçekleştirilmektedir. Bu durumda anne ya da babanın bozuk bir kişilik yapısına sahip olması halinde, bu kötü özelliklerin çocuğa yansıması söz konusudur.

Anne ve babanın çocuğa olumlu bir model oluşturamaması çocuk suçluluğunda önemli nedenlerden biri olarak görülmektedir. Ebeveynlerin tutarsız, katı ve baskıcı disiplin uygulamaları, olumsuz ve itaatsiz çocukların yetişmesine neden olurken, çocuğu tümüyle dürtü ve istekleri doğrultusunda serbest bırakan aşırı hoşgörülü ya da umursamaz bir yetiştirme tarzı da başkalarının zararına olacak şekilde isteklerine doyum arayan bencilce davranışların ortaya çıkmasına yol açmaktadır (Yavuzer,1998; Akt. Keser İ., Görmez D., Demir A.ve Acar G. 2015, s.653).

Anne babanın çocuğuyla olan ilişkisinin yanı sıra birbiriyle olan olumsuz ilişkisinin de çocuğa yansıdığı ve çocuk üzerinde psikososyal açıdan ciddi etkilere neden olduğu bilinmektedir. Aile içi iletişimin etkisiz ve ilişkilerin yetersiz olduğu ailelerin çocuklarında çocuk suçluluğu ile birlikte akut psikiyatrik bozukluklar, düşük okul başarısı, düşük benlik saygısı, arkadaş edinememe, gerilim, depresyon ve olgunlaşamama gibi durumlar da görülmektedir (Kunt,2003; Akt. Keser İ., Görmez D., Demir A.ve Acar G. 2015, s.653).

  • Ailenin Disiplin Anlayışı

 Bireyin gelişimi ve olgunlaşma çağındaki ailevi tutumu kişiliğini etkilemektedir. Burada otorite sorunu ve otoritenin uygulanması önemli etkenlerden biridir. Bireyin sağlıklı ruhsal ve toplumsal bir gelişme göstermesi belli ölçüde var olan otorite ve tutarlı bir disiplinin uygulanması ile gerçekleşir. Yetersiz aile disiplini ve otorite eksikliği sorunları yanı sıra baskıcı anne-baba tutumları, aile içi şiddet ve çocuğun her türlü şekilde istismarı, çocukta endişe, huzursuzluk, düşmanlık duyguları ve suçluluk hislerinin oluşmasına neden olmaktadır.

Yavuzer’in (1986) cezaevinde suçlu deneklerde yapmış olduğu çalışmada, bu tür çocukların anne-babaları tarafında sıklıkla dayakla cezalandırıldıkları ve bu çocukların da daha çok mala karşı suçları işledikleri görülmüştür. Başka bir çalışmada da zayıf aile disiplini ve denetimi, tekrarlanan çocuk suçluluğu ile ilgilidir. Bu tür aile davranışları, çocuğun daha erken yaşta suçlu grupları tanımasını desteklemektedir (Gönültaş, 2009, ss.10-12). Anne babanın çocuğa uyguladığı disiplin yöntemlerinin çocukları suça itebilecek etkenler olduğu düşünülmektedir. Ailede disiplin yöntemi olarak dayak kullanılıyor ise, anne babanın çocuklara karşı ilişkileri uzak ve soğuk ise, sevgiden yoksun, güven vermeyen, düzensiz, karışık, çatışmalı aile yapısı varsa bu çocuklarda suça itilme oranı yüksek bulunmaktadır (Dönmezer, 1994; Akt. Keser İ., Görmez D., Demir A.ve Acar G. 2015, s.653).

  • Ailedeki Birey Sayısı ve Konut Durumu

 Ailenin kalabalık olması yaşanılan konutun aynı olması durumunda, aile içinde çeşitli sorunların yaşanacağı ve bunların çocukları suç içeren davranışlara yönlendireceği düşünülmektedir. Ailenin demografik yapısının artmasının, anne babanın çocuklarına karşı yeterli ilgi ve sevgi gösterememesi veya sağlıksız tutum ve davranışlarda bulunmaları gibi birçok olumsuz durumun ortaya çıkmasına neden olacağına dikkat çekmek gerekmektedir. Tüm bunların yanı sıra evde bireysel alanın azalması, çocukların psikososyal gereksinimlerinin yeterli düzeyde karşılanamaması durumunda çocukların psikososyal uyumunun bozulacağı ve ev dışı ortamlara itilerek sapkın davranışlara yönelebilecekleri düşünülmektedir (Kunt,2003; Akt.Keser İ., Görmez D., Demir A.ve Acar G. 2015, s.654).

Küçük, sağlıksız konutlar ve kalabalık ailelerin çocuk suçluluğu üzerindeki etkisini tespit hususunda yapılan çalışmalardan, doğrudan veya dolaylı olarak bu çeşit bir etkinin olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu tür durumlar özellikle çocuğun eğitimi konusunda bir soruna neden olabilmektedir. Ailenin kalabalık olması çocuğun anne babası tarafından takip ve gözetiminde imkansızlıkları da beraberinde getirmektedir (Kunt, 2003, s.51).

  • Ailenin Eğitim Durumu

Suçlu çocukların aile yapıları ile ilgili önemli konulardan biri de eğitim durumlarıdır. Bu ailelerin, genellikle eğitimlerinin olmadığı ya da eğitim düzeylerinin çok düşük olduğu bilinmektedir. Bu ailelerin çocuklarını genellikle gelenek ve göreneklerine göre eğittikleri görülmektedir. Bu tür ailelerde yetişen çocuklar toplumda uyum sorunları yaşayabilmektedir. Çünkü ekonomik, teknolojik ve sosyolojik gelişmelerle değişen toplumsal değerler ile aileden öğrenilen geleneksel değerler arasında bocalayan çocuk, ailesi ve çevresiyle çatışma yaşamaktadır. Bu çatışmanın sonucu olarak da bazen suçlu davranışlara yönelebilmektedir (Bal,2004; Akt. Keser İ., Görmez D., Demir A.ve Acar G. 2015, s.653).

Haluk Yavuzer’in yaptığı araştırma da suçlu çocukların annelerinin % 76,6’sının, babalarında % 40,7’sinin okuma yazma bilmediği saptanmıştır. Devlet İstatistik Enstitüsü’nün çocuk hükümlüler anketi de annelerden % 73,7’sinin, babalardan % 39’unun okuma yazma bilmediğini göstermekle bulgular doğrulanmaktadır. Bu bulgular, bize suçlu deneklerimizin anne ve babalarının öğrenim durumlarının ülkemiz standartlarının altında olduğunu göstermektedir.

  • Ailenin Sosyoekonomik Durumu

 Ailenin ekonomik düzeyinin yetersizliği denilince, ikamet şartları, beslenme, sağlık şartları ve eğitim yetersizliği akla gelmektedir. Bu koşullarda yetişen çocuklar, aşağılık duygusu, sorun ve engeller içinde bocalayacağı için güçlü ve güvenli bir kişilik özelliği geliştirememektedirler. Düşük gelirli ailelerin çocukları, yetişme süreci içinde maddi araç yokluğu yaşadıklarından zevkten yoksunluk ve aile içinde ihtilaf ve disiplin yokluğu gibi durumlarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Çeşitli şekillerde ortaya çıkan ekonomik güçlüklerin, suçluluğun artmasında ve teşvik edilmesinde önemli rol oynadığı düşünülmektedir (Yavuzer, 1998; Akt. Keser İ., Görmez D., Demir A.ve Acar G. 2015, s.654). Araştırmalarda suçluluğun nedeni olarak ekonomik yetersizliğe dikkat çekilse de bazı çalışmalarda, ekonomik durumu iyi olan bazı ailelerin çocuklarının uyuşturucu kullanmak, çete oluşturmak gibi suçları işledikleri görülmektedir (Yavuzer, 1998; Akt. Keser İ., Görmez D., Demir A.ve Acar G. 2015, s.654). Ailenin sosyoekonomik durumuna bağlı olarak bazı çocuklar da okulunu terk ederek ya da okuldan arta kalan zamanlarda aile ekonomisine katkı sağlamak amacıyla sokakta çalışmak zorunda kalmaktadır. Bu durum çocuklar için birçok tehlikeli durumla karşı karşıya kalmaları ve çocukların çeşitli olumsuz olaylara karışmalarına ve zamanla bu olayların bir parçası olmalarına yol açabilmektedir (Bilgin, 2009; Akt. Keser İ., Görmez D., Demir A.ve Acar G. 2015, s.654).

  • İstenen ve İstenmeyen Çocuk Olma Durumu

 Çocuğun, ailenin “istenmeyen birey”i olmasının birtakım nedenleri vardır. Evlilik ilişkilerinin doyurucu olmaması, yoksulluk, erken evlenen çiftlerin yeterince olgunlaşamaması, çocuğun çirkin, sakat ya da istenen cinsiyette olmaması, eşlerden birinin çocuğa düşkünlüğü nedeniyle kıskançlık, bunların başında gelir (Yavuzer, 2001; Akt.Kunt, 2003, s.48). Glueck’lar, anne ve babanın ailede istenmeyen kişi (reddetme) olarak gördükleri çocukların suç işleme oranlarını tespit etmek amacıyla yaptıkları araştırmada, suçlu grupta bulunan çocuklara karşı ilgisiz ya da düşmanlık gösteren baba ve annelerin oranı sırasıyla % 69,8 ve % 27,9 iken, suçsuz grupta bu oranlar % 19,4 ve % 4,5 olduğu ortaya çıkmıştır. Bu oran ayrıca çocukların anne ve babalarına karşı ilgisiz ve düşmanlığının da sonucudur (Uluğtekin, 1991; Akt.Kunt, 2003, s.48).

  • Parçalanmış Aile ya da Ebeveyn Kaybı Faktörü 

Ölüm, boşanma, ayrılık ya da terk gibi nedenlerle aile bütünlüğünün bozularak ana babadan birinin ya da her ikisinin birden olmaması durumu “parçalanmış aile” olarak tanımlanmaktadır (Uluğtekin, 1991; Akt.Kunt, 2003, s.43). Ailenin parçalanmasından kasıt, yalnızca ana-babanın ayrılıp eve üvey ana ya da babanın gelmesi değildir. Evliliklerini sürdürdükleri halde, duygusal açıdan kopmuş yani parçalanmış ailelerde bu guruba dahildir (Taner, 1985; Akt.Kunt, 2003, s.43).

West ile Trajanowicz ve Morash tarafından derlenen çok sayıda araştırma, parçalanmış ailelerden gelen suçlu çocukların oranının, suçlu olmayanlarınkinden anlamlı düzeyde daha yüksek olduğunu göstermektedir. Yine Glueck’in 500 suçlu ve 500 suçsuz çocuk üzerinde yapmış olduğu araştırmaya göre, parçalanmış ailede yetişenlerin olanı suçlu grupta % 60,6, suçsuz grupta % 34,2’dir. Aynı araştırmada üvey ana baba, koruyucu aile ya da akraba yanında yetiştirilenlerin oranı suçlu grupta % 46, suçsuz grupta, % 12, olarak elde edilmiştir. Suçlu ve suçsuz gruba ilişkin oranlar arasındaki farklar , istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (Uluğtekin, 1991; Akt.Kunt, 2003, s.44).

  • Ailedeki Suçlu Bireylerin Etkisi 

Çocuk suçlarını belirleyen en belirgin durumlardan biri de diğer aile üyelerinin suçlu davranışıdır. Sheldon ve Glueck’in (1958) yapmış olduğu çalışmada, çocuk suçluların %87’sinin bu tür ailelerden geldikleri tespit edilmiştir. Yine yapılan bir çalışmada, bir ailenin iki üyesinin suçlu davranış içerisinde bulunması durumunda, ailedeki çocuğun suça karışma olasılığının dört kat daha fazla olacağı belirtilmektedir.

Suçlu anne babalar ile anormal davranış içerisindeki çocuk arasındaki ilişkiyi anlatan iki açıklama vardır: İlki, suçlu anne-babalardan oluşan aileler diğerleri ile karşılaştırıldığında ekonomik açıdan durumları kötüdür. İkinci açıklama ise suçlu anne baba davranışı çocuk için kötü bir örnek oluşturmaktadır. Her iki görüş de birbirine eklenerek çocuğun durumunu etkilemektedir. Aileler çocuklarını genel olarak suça yönlendirmeyebilirler ancak bu anne babaların değer ve görüşleri, çocukların hayat görüşünü etkilemektedir. Daha önce de bahsedildiği gibi, çocuğun sosyal öğrenme süreci ile model olarak aldığı aile bireyinden, suçu öğrenmesi muhtemeldir. (Gönültaş, 2009, s.13).

  Suça sürüklenen çocuklarının topluma yeniden kazandırılması şüphesiz gereklidir. Çocukları topluma yeniden kazandırma girişiminden daha öncelikli olarak çocukların suça sürüklenmesini önlemeye yönelik girişimlerin yapılması gerekmektedir. Bunun için de toplum olarak hangi sorumlulukları üstlenmemiz gerektiğini düşünmek zorundayız. Suç işlemiş çocuğun olmadığı, çocukların suça sürüklendiği ve bu sonuçtan toplumun sorumluğu olduğu gerçeğini en baştan kabul etmek gerekmektedir.

Çocuk suçluluğunun önlenmesiyle ilgili görev alan resmi kurumların, gönüllü kuruluşların ve sivil toplum örgütlerinin koordinasyon içerisinde görev yapmaları, başarılı olmak için bir zorunluluktur. Ülkemizdeki mevcut ceza adaleti politikaları ve sistem içerisindeki uygulamaların çocuklarda tekrar suçluluğu azaltmakta etkili olduğu varsayılsa bile suç probleminin sadece yasal düzenlemelerle çözümlenebilmesinin mümkün olmadığı düşünülmektedir. Çocuk suçluluğu çok boyutlu bir olgu olduğundan, çocuk suçluluğunun engellenmesinde multidisipliner çalışmak oldukça önemlidir. Bu konuda psikiyatri, psikoloji, eğitim ve sosyoloji alanlarında uzman kişiler olmakla birlikte özellikle “aile danışmanlarına” önemli sorumluluklar düşmektedir. Her meslek grubunun kendi dinamikleri içinde konuyu ele alarak çözüm önerileri üretmesi önemlidir. Çocuğun suça sürüklenmesinin önlenebilmesi için erken müdahaleyi hedefleyen ve aileyi merkeze alan bir yaklaşım benimsenmesi ve aileye ait risk faktörlerinin belirlenmesi gerekmektedir. Ailelerin, sağlıklı aile içi dinamikleri kurma, çocukla doğru iletişim kurma, çocuğa doğru rol modeli olma gibi konularda bilinçlendirilmesi gerekmektedir.

YORUM YAP

Yorumunuzu giriniz!
Lütfen adınızı buraya girin