Nelerle uğraşıyorum! Böyle mi olmalıydı? Nerde hata yapmıştım ? Acaba hata aramaya devam etmeli miydim?

Kabul etmemiz gereken gerçekler var, hani şu acı , hem de çokça acı olanlardan… Bu gerçeklerin ilki şu; eğer karşınızdaki insan size değer vermiyorsa, kıymet bilmiyorsa,ilişkiniz ve sizin için çaba göstermek niyeti yoksa , siz kendinizi de yırtsanız; avazınız çıktığı kadar da bağırsanız; hüngür hüngür, salya sümük de ağlasanız olmuyor, düzelmiyor, yoluna girmiyor hiçbir şey. Böyle yaparak yalnızca kendinizi hırpalamış, kendinize ihanet etmiş oluyorsunuz.

Maalesef…

Maalesef ki her insan iyi değil. Maalesef ki herkes kendine göre haklı ve maalesef ahlaki değerler ayaklar altında ve sessiz çığlığını kimse duymuyor. Onu ayak altına tampon yapıp yükselmeye çalışanlar var. Siz istediğiniz kadar uğraşın, su akıp yolunu buluyor.

“Maalesef ‘böyle’ insanlar da var” demişti psikoloğum, “alışmanız lazım,kabul etmeniz lazım. Maalesef herkes sizin gibi değil…” demişti. Bunları bana söylediğinde , başta benimseyememiştim; ama gün geçtikçe sindiriyorum, benimsiyorum,anlıyorum… Hâlâ ‘Neden?’ diye sormaktan alıkoyamıyorum kendimi. Bir sebep arıyorum kendimce, hiçbir sebep olmadığını bile bile. Kadınların ve aldatılanların yaptığı en büyük yanlışlardan biri de bu sanırım; “Neden bana bunu yaptı? Benim suçum neydi? Nerde hata yaptım?” nev’inden soruları , sürekli olarak kendine sormak… Sormayın hemcinslerim, sormayın kardeşlerim, sormayın! Cevap alamıyorsunuz çünkü, sormayın! Siz sorunca düzelecek değil ki hiçbir şey. Elimizde olmayan şeyler için, hele ki geçmiş şeyler için düşünüp durmanın bize faydası ne? “Değerli olan şeyler, yalnızca biz onlara değer verdiğimiz için değerli.” diyor Dücane Cündioğlu bir kitabında. Varın siz düşünün.

İyilikler karşılıksız kalıyor, ama zaten normal değil mi? Karşılık mı beklemeliyiz iyilikler yaparken? Bunun zıttı kendimize saygısızlık olmaz mı? Biz iyiliği neden yaparız? Sırf insanlar “iyi” desin diye mi? Kendimizi hiç kandırmayalım! Çoğumuzca bunun cevabı “Evet!”. Ama ne yapalım ? Aferin demeyince, baş okşanmayınca tatmin olamıyoruz. 5-6 yaşındaki küçük çocuk ruhumuzla hareket ediyoruz.

İyilik karşısında takdir edilmek güzel bir duygu, eyvallah…

Peki kötülük karşısında yerilmek? Bu güzel mi? Hayır, değil mi? Ama o zaman neden kötülük yapılıyor? Neden ihanet ediliyor? Şurası da var ki kötülükle genelde iyi insanlar karşılaşır. Şoke olma durumu oluşur. Bi’ toz konduramama durumu ortaya çıkar bizde, ardından inkar psikolojisi… Neden sonra alışırız, benimseriz o kötülüğü, hayatımızın merkezinde olanı birden siliveririz. Öylesine birden olur ki bu , pek sağlıklı bir durum olduğu da söylenemez hani. Birden hafifleyiverirsin, yara kurumaya başlar. Gül yaprağı misali… Neden sonra, kabuk bağlayan yara yavaşça kanamaya başlar. Israrla kanatırlar onu. ‘Durun!’ dersiniz.’Yapmayın!’ Ama duyulmaz sesiniz ya da duymazlıktan gelirler. Çünkü onlar da haklıdır kendilerine göre. Onlara sorsanız, tek isteklerinin yardım etmek olduğunu söyleyeceklerdi. Buyurun bir bencillik daha… Siz, tam her şeyi unutmuş, her şeyi geride bırakmış sayarken kendinizi; birden yine her şeyin ortasına düşüverirsiniz. Uykuyla saklambaç oynadığınız gecelere geri dönersiniz. Ne yazık ki bu oyunda ebe hep siz olursunuz. Nice geceler geçer böyle. İlaçlardan, kitaplardan medet umarsınız. Bir yere kadar gidebilirsiniz onlara da. Bir noktadan sonra özdenetimi ele almak gerektiğinin hissiyatını iliklerinize kadar işlemiş görürsünüz. Karşı tarafın, sizi yakan kişinin bir sözü, bir tavrı kendinize çimdik atmanızı sağlar. Bu kez de kendinize kızmaya başlarsınız, kendinizi üzdüğümüz için. Kısır döngü gibi görünen bu süreç de geçecektir elbette. Ümit vardır çünkü… Hayat vardır. Kuşlar vardır, en güzel öteninden. Yağmur vardır sonra, toprağın müthiş kokusuyla sarhoşluk veren. Bir de bakarız ki kabuk bağlayan yaramızın kabuğu da kopup gidiyor, belki sadece bir iz kalıyor. Hayata inadına tutunuyoruz. Sevdiklerimiz var, bize değer verenler var. Hem… onlar pek de iyilerdir. Öğretmenseniz eğer, öğrencileriniz vardır; doktorsanız, hastalarınız vardır; kasiyerseniz, gülümseyen müşterileriniz vardır… Hayata bağlanmaya bir çok sebep vardır. Sağlığımız yerinde olunca, mutlu olmak daha anlamlıdır.

İhanet edeni ihanetiyle baş başa bırakmalı. Onu sürekli hayatımıza dahil etmemeli. Böylelikle biz de iyi insanlardan oluruz. Kötünün “tü kaka” yanına bulaşmayız hem. Eden ettiğini bulur diye de bir söz var ya hani… Bırakmalı ki o sözler de tıkırında işlemeli.

Gülümsemeli bir de. Daim gülmeli. Çünkü biz gülünce güller açar, biz gülünce bahar gelir, biz gülünce doğa canlanır. Hayır! Tabii ki de abartmıyorum efendim! Ne münaasebet!? Sizsiniz kandırıkçı. Ben gayet de haklı olduğumu biliyorum. Çünkü efendim, çünkü; gül de bahar da can da bizim içimizde, bizim kalbimizde. Bırakın içimiz güzelleşsin. Bırakın kötü, kendini yiyip bitirsin.

PAYLAŞ
Önceki İçerikDalgaboyu

YORUM YAP

Yorumunuzu giriniz!
Lütfen adınızı buraya girin