Anksiyete Hassasiyeti

0
49

Korku korkusu vakaları, psikanaliz, davranış bilimi ve bilişsel kuram gibi pek çok alandan klinisyen tarafından rapor edilmiştir. Örnek olarak, Freud (1924) fobisi olan bazı insanların tekrarlayan panik deneyimlerinden korktuğunu gözlemlemiştir. Fenichel (1945, s. 210), anksiyete bozuklukları olan bazı insanların “’anksiyete korkusu’” ve aynı zamanda kolay korkmak için hazır olma hali geliştirdiklerini…” gözlemlemiştir. Evans (1972) başkalarıyla aynı ortamda yemek yemek durumunda kaldığında tekrarlayan panik ataklardan korkan bir kadının vaka geçmişini rapor etmiştir. Beck ve Emery (1979, s. 5) “anksiyete atakları tekrarlandıkça kurbanın anksiyetenin nahoş semptomlarından, çökeltme nedenleri kadar korkmaya başladığını” gözlemlemiştir. Dahası, hem Rachman (1978, s. 261-262) ve Reiss (1980) korku korkusunun bazı placebo etkilerini anlamak adına önemli olabileceğini ileri sürmüştür.

Klinik gözlemciler arasında korku korkusunun önemi konusunda genel bir fikir birliği olmasına rağmen, bu kavram çoğu teorisyen ve araştırmacı tarafından yok sayılmıştır. Örnek olarak, korku korkusu Morer’ın (1947) etkili kaçınım öğrenimi modelinde, Bandura’nın (1977) etkili öz yetkinlik teorisinde, Watson ve Rayner’ın (1920) etkili korku koşullanma teorisinde yer almamıştır. Dahası, bir miktar yeni yeni ortaya çıkmaya başlasa da, korku korkusunun incelendiği deneysel bir araştırma çalışması bulmak çok zordur (McNally ve Steketee, 1985). Eğer çok sayıda klinik rapor geçerliyse, korku korkusu üzerine sistematik araştırma anksiyete bozukluklarını anlayışımızı geliştirebilir.

Korku korkusunun alternatif kavramları Goldstein ve Chambless (1978) ve de Reiss ve McNally (1985) tarafından öne sürülmüştür. Goldstein ve Chambless görüşünde, panik atak geçmişine sahip bir insan ek panik deneyimleri korkuyla beklemeyi öğrenir. Bu öğrenim bir ara geçişli, Pavlovian koşullanma olarak kabul edilir. Dahası, panik deneyimlerin meydana gelişi ve devamındaki korku korkusu gelişimi özellikle agorafobi ile ilişkilendirilir. Örnek olarak Chambless, Caputo, Gallagher ve Bright’ın (1984) korku korkusunu ölçmek için skala geliştirme çabaları agorafobiyi sanki agorafobiyi ve korku korkusu aynıymışçasına tanımlamak içindir.

Bu görüşlere karşıt olarak Reiss ve McNally (1985), korku korkusunu anksiyete beklentisi ve anksiyete hassasiyeti olarak iki tamamlayıcı işleme ayırmışlardır. Anksiyete beklentisi ilk olarak bireyin belirli bir uyaranın anksiyete/korku tetiklediğini öğrendiği bir ilişkisel öğrenim işlemidir. Anksiyete hassaslığı anksiyete/korku deneyiminin hastalık, utanç ve ek anksiyeteye neden olduğuna inançtaki bireysel değişken farklılığıdır. Örnek olarak insan, kalbin sık atmasını gelmekte olan bir kalp krizinin işareti olduğuna inanabilir ya da karın guruldaması korkunç derecede utanç verici olabilir. Anksiyete hassasiyeti gergin olma sinyali veren uyarana karşı açıklığı, gergin olma olasılığı endişesini ve anksiyete tetikleyici uyarandan kaçınma isteğini arttırmalıdır.

Reiss ve McNally görüşü daha önceki Goldstein ve Chambless görüşünün üzerine eklese de yine de ondan ayrılır. Bir fark korku korkusunda panik deneyimlerin rolü ile alakalıdır. Goldstein ve Chambless korku korkusunu panik deneyimler, biyolojik yapı ve utançtan kaçınmak, hastalıktan kaçınmak ve kontrolü sağlamak için kişilik ihtiyaçları gibi birkaç etkenin bir sonucu olarak görür. Bir panik atak geçmişine sahip olmak anksiyete hassasiyetini korkutucu anksiyete deneyimleri örnekleri sunarak güçlendirebilir. Buna rağmen bir panik deneyim geçmişine sahip olmak anksiyete etkileri hakkında olumsuz inançların edinimi için koşul olmayabilir. Örnek olarak, bir hekim hastaya kalp krizi riskini azaltmak için heyecandan kaçınmasını söylediğinde, tavsiye hastanın gerginlik tetiklemesi beklenen herhangi bir uyarandan kaçınma isteğini arttırmalıdır. Bir ebeveyn çocuğa görünümle özel olarak ilgilenmesini öğrettiğinde öğreti çocuğun gerginlik terlemesini tetiklemesi beklenen uyaranlardan kaçınma isteğini arttırabilir. Bu nedenle bir panik atak geçmişine sahip olmak, anksiyete hakkında olumsuz inançlar oluşmasını ve güçlenmesini sağlayan olası nedenlerden sadece biridir.

Bir diğer konu da anksiyete hassasiyetinin nedensel olarak anksiyete bozukluklarıyla ilgili olma olasılığıdır. Anksiyete hassasiyeti, anksiyete deneyimlerinin olumsuz değerini (caydırıcılık) arttırmalıdır. Örnek olarak anksiyete, anksiyetenin kalp krizlerine neden olduğuna inanan bir bireyde, bu inancı paylaşmayan bir bireyde olduğundan daha şiddetli büyümelidir. Birey gergin olma olasılığından çok daha fazla endişe duymalı ve anksiyete/korku koşullanması güçlenmelidir. Bu etkenlerden herhangi biri ya da ikisi de anksiyete bozukluğunun gelişimine yardımcı olabilir.

Reiss ve arkadaşları’nın anksiyete hassasiyeti kavramını geçerli kılmak adına yaptığı 3 aşamalı araştırma şöyledir;

1.Psikometrik olarak anksiyete hassasiyetini değerlendiren bir ölçü geliştirmişlerdir

2.İkinci olarak agorafobi ve diğer anksiyete bozuklukları gibi psikopatolojik durumların ölçüyle bağdaşıklığını değerlenmişlerdir

3.Anksiyete (semptom oluşum sıklığı) ile anksiyete hassasiyetinin (anksiyete semptomlarının olumsuz etkileri olduğuna dair inançlar) ilişkisini değerlendirmişlerdir.

Anksiyete hassasiyeti ölçüsünün sadece anksiyetenin bir başka ölçüsü değil, anksiyete ölçüleri tarafından kolay öngörülemeyen önemli bir sonuç (korku) öngördüğü gösterilmeye çalışılmıştır.

Anksiyete hassasiyeti ve korku korkusu skalalarının sadece anksiyetenin ek ölçüleri olmadığını gösterme gereği Chambless ve diğ. (1984) çalışmalarından öncesinde de mevcuttur. Bu araştırmacılar korku korkusunu ölçmek için bir skala geliştirdiler ve agorafobisi olanların normallerden daha yüksek puan aldığını ve agorafobisi olanların tedavi sonrası skorlarında tedavi öncesine göre düşüş olduğunu gösterdiler. Sonuçlar henüz ön hazırlık aşamasındadır, çünkü skalanın korku korkusu yerine anksiyete skalası olduğuna yönelik çıkarımlar yapılabilir. Örneğin; eğer skala anksiyete ölçüsüyse, agorafobisi olanlar agorafobi üst seviye anksiyete ile ilişkilendirildiğinden yüksek skorlar almış olabilirler. Dahası, terapi öncesi ve sonrası skor düşüşleri anksiyetedeki düşüşünü yansıtıyor olabilir. Bu nedenle Chambless ve diğ. (1984) skalalarının geçerli korku korkusu ölçüleri olduğu konusunda ikna edici kanıtlar sunmamışlardır. Bunu yapmaları için skalalarının anksiyete ölçen skalaların kolay öngöremediği önemli bir sonucu öngörebilmesi gerekir.

Anlayabileceğimiz kadarıyla, sadece Epstein (1982) anksiyete hassasiyeti ölçülerinin anksiyete ölçüleri olmadığını göstermek adına çalışmayı deneyen tek araştırmacıdır. Anksiyete hassasiyeti skalasında yüksek puan alan üniversite öğrencilerinin anksiyete semptomlarından bahsederken düşük puan alan öğrencilerden daha çok korktuklarını rapor ettiğini bulmuştur. İki grup da Taylor Açık Anksiyete Skalası skorları açısından eşitlenmiş olduğu için, araştırmanın sonuçları anksiyete hassasiyeti skalasının anksiyete skalası tarafından öngörülmeyen bir şey (anksiyete kuluçkası) öngördüğüne dair ön hazırlık aşamasında kanıt sunmuştur. Bu araştırmada değerlendirilen skala Epstein skalasının üzerinde değişiklik yapılmış bir sürümüdür.

Bu araştırma: (1) AHİ’nin güvenilirliği ve geçerliliğine; (2) anksiyete hassasiyeti ve korku arasında özel bir ilişkiye ve (3) korku korkusu ve agorafobi arasındaki özel ilişkilendirmeye karşı hipoteze kanıtlar sunmuştur

Bu araştırmanın sonuçları AHİ’nin sağlam psikometrik özellikleri olduğuna kanıt sağlamıştır. Skala yeterli derecede test/tekrar test güvenilirliğine, tek etkenli bir yapıya ve yüksek derece madde içi ilişikliğe sahiptir. Bu bulgular iki bağımsız üniversite öğrencisi örneği grubundan da elde edilmiştir. Dahası, skala kadın agorafobikler ve diğer anksiyete bozukluklarına sahip kadın hastalar ve üniversite öğrencileri arasında ayrım yapabilmiştir. Davranışsal geçerliliği değerlendiren ek araştırmalar gerektirse de, burada rapor edilen kanıtlar yeni bir ölçünün geliştirilmesi için önemli bir adımdır.

AHİ, Heide ve Borkovec (1984) ve Chambless ve diğ. (1984) tarafından rapor edilen korku korkusu skalalarına benzemektedir. Fakat bu önceki skalaların geleneksel anksiyete skalalarından farklı bir şeyi ölçtüğü görülmemiştir. Bu nedenle, bu araştırmanın önemi; ilk defa anksiyete ve anksiyete hassaslığı arasındaki ayrımı netleştirmektir. Bu kanıtlar olmadan, tüm üç ‘korku korkusu’ skalaları gereksiz, anksiyetenin ek skalaları olarak tekrar okunabilir. Bu bulgularla, skalamızın anksiyete sıklığı dışında bir şey ölçtüğü görülmüştür. ‘Korku korkusu’ skalaları da skalamıza benzediği için tüm üç skalanın da anksiyete sıklığı dışında bir şey ölçtüğüne inanmak mümkündür.Anksiyete hassasiyeti ve korku arasında özel bir ilişki bulgusunun bir teorik açıklaması da, korkuların ve diğer anksiyete bozukluklarının gelişimindeki yatkınlık etkenidir. Bu görüşe göre, anksiyetenin hiç ya da az olumsuz etkisi bulunduğuna inanan insanlar izafi olarak yüksek seviyelerde anksiyete tetikleyen uyarana maruz kalmakla baş edebilmektedir. Buna karşın, anksiyetenin kalp krizleri ve zihinsel hastalıklar gibi korkunç etkileri olduğuna inanan insanların beklentiyle ağır sonuçlara ulaşan anksiyete tepkileri olabilmektedir. Anksiyete hassaslığı, anksiyete tetikleyen uyarana abartılı ve uzun tepki verme eğilimidir.

Bu noktada anksiyete hassasiyetinin, anksiyete bozukluklarının gelişiminde yatkınlık etkeni olma olasılığı teorik bir spekülasyon olarak görülmelidir. Nedensellik ve yatkınlık etkeni olasılığının test edilmesi için ek araştırmaya gereksinim vardır

Bu araştırmanın bulguları;Goldstein ve Chambless’ın (1978) agorafobi ve korku korkusu arasındaki özel bağ hipotezine karışık destek sağlamaktadır. Bir yandan, bulgular anksiyete hassasiyetinin (korku korkusunun bir bileşeni) diğer anksiyete bozukluklarındansa agorafobi ile daha güçlü bir şekilde ilişikli olduğunu desteklemektedir. Diğer yandan, bulgular özel bir ilişkilendirme görüşüne ters düşmektedir, çünkü anksiyete hassasiyeti agorafobi dışında anksiyete bozukluklarına sahip hastalarda da görülmektedir. Anksiyete hassasiyeti agorafobi ile özellikle, diğer anksiyete sorunlarıylaysa genel olarak ilişikli bir farklılık değişkeni gibi durmaktadır.

Alıntılanan orjinal makale;

 

Reiss, S.(1996). The Sensitivity Theory of Motivation.Behavior Resarch and Theory, 34, 621-632.   

PAYLAŞ
Önceki İçerikHİÇ BİR ENGEL YOK!
Sonraki İçerikDUYGUSAL ZEKA

YORUM YAP

Yorumunuzu giriniz!
Lütfen adınızı buraya girin